SANATIN ÖYKÜSÜ E.H.Gombrich





E.H. GOMBRICH, Sanat Tarihçisi, 1997-Remzi Kitabevi, Çeviri: Erol Erduran, Ömer Erduran, 688 sf.

(Göksu Köksoy hazırlamıştır)

 














 






Jan Van Eyck (1390-1441) Arnolfini’nin evlenmesi, 1434. Bu resim, olasılıkla onların yaşamlarının önemli bir anını  -evlilik sözü vermelerini- gösteriyor. Bir noterden, buna benzer önemli bir törende hazır bulunup tanıklık yapılmasının istenişi gibi, belki de sanatçıdan, bu önemli anı bir şahit olarak kaydetmesi istenmiştir. Bu durum sanatçının tablonun göze çarpan bir yerine adını Latince olarak Johannes de Eyck fuit hic” (Jan van Eyck de burdaydı) diye neden yazmış olduğunu açıklayabilir. Odanın arkasındaki aynada, tüm sahneyi arkadan yansımış şekilde görüyoruz. Tarihte ilk kezsanatçı, sözcüğün tam anlamıyla, bir görgü tanığı durumuna gelmiştir.


– Sfumato, Da Vinci (1452-1519) tarafından bulunan, dış hatların çok katı çizilmediği ve biçimin sanki gölgede kayboluyormuşçasina biraz belirsiz bırakıldığı ünlü buluşudur. Yani bir formun diğeriyle kaynaşmasını sağlarken daima hayal gücümüze bir şeyler bırakan, bulanık dış hatların ve yumuşak renklerin kullanıldığı ‘erime’ tekniğidir. İfade dediğimiz şey özellikle iki noktada ağzın köşeleriyle ve gözlerin köşelerinde gizlidir. İşte Leonardo da özellikle bu noktaları yumuşak bir loşluğa daldırarak belirsiz bırakmıştır.Bu nedenle biz Mona Lisa‘nin nasıl bir ruh durumuyla bize baktığından tam olarak emin olamayız.



Michelangelo‘nun (1475-1564) Sistine Şapeli’ndeki Libyalı kadın kahin (Libian Sibyl) için çalışma. Bu çalışmada insan vücudundaki kasların, Yunanlı ustaların döneminden beri görülmemiş bir biçimde gözlemlenmesine ve betimlenmesine tanık oluyoruz.

 

Albrecht Dürer (1471-1528) bu çalışmasında daha az bildiği bir dille konuşmaktadır. Pergel ve cetvel yardımıyla özenle çalışarak ulaştığı ölçümler ve dengelerle ortaya koyduğu uyumlu figürler, aynı çalışmaların ne İtalyan ne klasik örnekleri kadar inandırıcı ve ne de guzeldir. Fakat Dürer’in ince çizgilerle hacimlendirdiği Adem ile Havva’nın beyaz vücutlarını, ormanın koyu gölgelerine yerleştirerek, bunları kesin dış hatlarıyla nasıl apaçık ortaya çikarmış olduğunu fark edince, güneyin ideallerini kuzey topraklarına aşılamak icin yapılan bu ilk ciddi girişime büyük bir hayranlık duyariz.

Pieter Bruegel‘in (1525-1569) en mükemmel insan komedilerinden biri onun ünlü köy düğünü resmidir. Burada anlatim zenginliğinden, akıl ve gözlem gücünden daha çok hayranlık duyacağımız şey, Bruegel’in resmini ne kalabalık ne de karışık görünmeyecek şekilde düzenlemiş olması. Bruegel’in arka plana doğru geri çekilen masayı ve sahnede yer alan insanlarin -ambarın kapısındaki kalabalıktan başlayıp ön plana, yemek taşıyıcıları sahnesine kadar gelen, sonra masaya servis yapan adamın dönüşü ile gözlerimizi doğrudan doğruya, küçük ama merkezi figür olan sırıtan geline geri çeviren-  hareketlerini kullanarak yaptığı böylesine kalabalık bir mekanın resmini, Tintoretto bile daha inandırıcı bir şekilde yapamazdı.

– Bir başka İtalyanlaşmış Fransız ressam, eserlerinin ünlenmesini nostaljik güzelliğe borçludur. Claude Lorrainin (1600- 1682) ölümünden sonra yaklaşık yüz yıl boyunca gezginler, gerçek bir manzarayı onun belirlediği standartlara göre yargıladılar. Eğer bir manzara onlara Lorrain’in görüntülerinden birini hatırlatıyorsa, onu beğeniyorlar ve piknik yapmak için orada oturuyorlardı. İngiliz zenginleri daha da ileri gidip, kendilerine ait doğa parçalarını, yani malikanelerinin bahçelerini, Claude’un güzellik hayallerine uygun bir şekilde biçimlendirmeye karar verdiler.




 

Claude Monet (1840-1926), arkadaşlarını atölyelerini tamamen terk etmeye ve konuya bakmadan tek bir fırça bile  sürmemeye çağırdı. Nehir manzarasının tüm durum ve etkilerini gözlemleyebilmek icin ufak bir kayığı atölye haline getirmişti. Onun ziyaretine gelen Eduard Manet (1832-1883), bu genç adamın yönteminin doğruluğuna öylesine inandı ki, ona saygısını göstermek için açık hava atölyesinde çalışırken resmini yaptı. Bu resim aynı zamanda Monet’nin savunduğu yeni yöntemin de alıştırmasıdır. Monet tüm doğa resimlerinin “yapıldığı yerde bitirilmesini” savunuyordu. Doğa ya da motif sürekli olarak değişir: Bulutlar güneşin önünü kapatır, rüzgar sudaki yansımayı bozar. Doğanın kendine özgü bir anını yakalamayı ümit eden ressamın boyalarını karıştırıp istediği rengi bulmaya hiç vakti yoktur. Bunun için renkleri hızlı vuruşlarla tuvale geçirmesi ve bunu yaparken ayrıntılardan çok resmin genel etkisine dikkat etmesi gerekir. Bu da resimlerindeki bu bitmemişlik duygusu ve baştan savma görünen yöntemi bize hissettirir.

***Bir sanat sergisinden seçki:
https://www.youtube.com/watch?v=vTblYKQD6mI
Reklamlar
Categories: E.H.Gombrich, SANATIN ÖYKÜSÜ | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: