SATÜRN’ÜN HALKALARI – 2, İngiltere’de Bir Hac Yolculuğu, W.G.Sebald

W.G.SEBALD, Edebiyatçı-Yazar, Prof, PhD, Norwich-East Anglia Uni, ALM-1995, TR-2006, Can Yayın, Çeviren: Yeşim Tükel Kılıç, 268 sf. Los Angeles Times Kitap Ödülü (Yazar ayrıca Berlin Edebiyat, Heinrich Böll, Heinrich Heine ödülleri de almıştır)

(Bekir Kuru hazırlamıştır) 

***Satürn’ün Halkaları-1 kitap notlarına ilişkin alınan karşı notlar siyah renktedir***





Her türlü bilgi, aşılması mümkün olmayan bir karanlıkla çevrelenmiştir, der Browne. Algıladığımız şeyler, derin bilgisizlik uçurumundaki  tek tek ışıklardır yalnızca. Biz şeylerin düzenini öğreniriz, ama içlerindeki özü kavrayamayız (Browne).


Melankolinin en ağır yanı, doğamızın kaçınılmaz sonundan duyulan korkudur.

ZAMANDA VE YERYÜZÜNDE ANILARA YAPILAN YOLCULUK




Düşlerimizde gördüklerimizin tuhaf bir üst gerçeklik hissi uyandırmasını sağlayan, bu üzeri örtülü anılardır büyük olasılıkla. Ama belki de başka bir şey, sis ya da tül benzeri bir şeydir bu, içinden geçince aksi olması gerekirken, her şey daha çok netlik kazanır.




Gazete başlığı şöyleydi: Pinatubo Yanardağı’nın üzerini kül ve duman bulutları kapladı. Dışarıdaki asfaltın üzerinde yazın bunaltıcı sıcağı dalgalanıyor, küçük araçlar durmadan bir oraya bir buraya gidip geliyor; o ağır, yüzlerce insanla dolu araçlar uçuş pistinden birbiri ardı sıra kalkıp mavi gökyüzüne yükseliyordu.

Sonsuzluğu hesaplamak için icat edilmiş abaküsün boncukları gibi, araçlar kendi dar şeritlerinde kayıp gidiyor, bu arada akıntıya karşı ve akıntı yönünde ilerleyen gemiler de sanki sürekli duruyormuş izlenimini uyandırıyorlardı.

YAZAR, BİN YIL ÖNCESİNİ ANLATIYORMUŞÇASINA ZAMANDA GERİYE GİDİYOR


O akşam Gunhill, Southwold’da tek başıma otururken, bir yıl önce Hollanda’da geçirdiğim günlere ilişkin olarak anımsadıklarım aşağı yukarı bunlardı. Şunu da eklemem gerekiyor ki, Southwold’da gezinti yolunun yukarısında küçük bir bina var. Sailors’ Reading Room denen bu kamu binası, balıkçılık mesleğinin yok olmaya yüz tuttuğu günümüzde bir tür deniz müzesi olarak hizmet veriyor.




Hayat bir trajikomedidir, diye yazıyordu Korzeniovski Brüksel’deki güzel yengesi dul Marguerite Poradovska’ya, –bir sürü hayal ama nadir bir mutluluk kıvılcımı, biraz öfke, sonra hayal kırıklığı ve son- iyi de olsa, kötü de olsa hepimiz kendi rolümüzü oynamak zorundayız.

1850’li ve 1860’lı yıllarda, esin kaynağını Hristiyanlık ile Konfüçyüsçülüğün birleşiminde bulan ve dünyayı kurtarma hareketi olarak başlayan Taiping Ayaklanması, kontrol altına alınamayan bir yangın misali, Çin’in güneyinde hızla her yere yayıldı.

İsyan, mutluluk beklentisinin de etkisiyle, yeni dalgalar halinde devasa ülkenin her yerine yayıldı. İsyancılar altı binin üzerinde kaleyi ele geçirdi ve bunlar bir süre işgal altında kaldı, art arda yaşanan muhabereler yüzünden beş kent yerle bir oldu, onbeş yıl içinde yirmi milyonun üzerinde insan öldü. İmparatorluk kuvvetlerinin yedi yıl boyunca işgal altında tuttuğu Nanjing 1864 yazında düştü. Direnişçilerin kaynaklar çoktan tükenmişti, hareketin başında ellerini uzatsalar hemen yakalayabilecekleri kadar yakın hissettikleri bir hayal olan, şu dünyada bir cennet yaratma hayali de çoktan uçup girmişti. Açlık ve uyuşturucu yüzünden algıları mahvolmuş, ayakta duracak halleri kalmamıştı. 30 Haziran’da lider Tanrısal Kral intihar etti. Yüz binlerce yandaşı da onu izledi, kimisi sadakatinden yaptı bunu, kimisi de fatihin öfkesinden korktuğu için. 

Tarihte kitlesel Taiping intiharına benzer başka bir örnek daha yoktur. 19 Temmuz sabahı düşman kuvvetler kente girdiklerinde, hiçbir yerde tek bir canlıya rastlamadılar.

Çin’de bulunan İngiliz ordusu birlikleri imparatorluk ordularının tarafında yer almaya karar vermeseydi, Taiping Ayaklanması’nın bastırılması büyük ihtimalle mümkün olmazdı.
Batılı müttefikler Pekin yakınlarındaki fantastik bir masal gibi olan Yuan Ming Yuan Bahçesi’ni yakıp yıktılar. Bunun asıl nedeni büyük olasılıkla, Çinlilerin uygarlaşmamış bayağı bir halk olduğuna dair her türlü düşünceyi geçersiz kılan bu fantastik dünyanın, kendi yurtlarından çok uzakta bulunan ve güç kullanmaktan, yoksunluktan, kendi arzularını bastırmaktan başka bir şey bilmeyen askerler için dayanılmaz kışkırtıcılığı olmasıydı.    

1876-1879 arasında Çin’deki kuraklık yüzünden yedi ila yirmi milyon insanı öldüğü sanılıyor. Zamanın ayrışıp dağılmasıyla birlikte diğer bütün ilişkiler ve dengeler de dağıldı. Anne babalar, çocuklarının can çekişirken duyduğu acılara tanık olmamak için, çocuklarını değiş-tokuş ettiler.


Tlön’deki felsefe okullarının en önemli ilkesi, deniyordu Orbis Tertius hakkındaki yazıda, ZAMANIN REDDEDİLMESİDİR. Bu ilkeye göre, GELECEK, ŞİMDİ’DE VAR OLAN KORKU VE UMUTLARIMIZDAN, GEÇMİŞ İSE ANIDAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.Başka bir görüşe göre, gezegenimiz ve şimdi üzerinde yaşayan her şey, bütün ama yanılsama niteliğindeki bir geçmişle birlikte sadece birkaç dakika önce yaratılmıştır. Üçüncü bir öğreti ise, dünyayı Tanrı’nın büyük şehrindeki bir çıkmaz sokak, anlaşılmaz imgelerle dolu karanlık bir mağara ya da daha iyi bir güneşin çevresini saran bir sis kümesi olarak betimler. Dördüncü bir felsefe okulunun temsilcileri de tüm zamanın çoktan sona ermiş olduğunu, yaşamlarımızın ise geriye döndürülmesi imkânsız, günbatımını andıran bir sürecin yansımasından başka bir şey olmadığını iddia eder. Aslında dünyanın olası mutasyonlarından kaç tanesini geçirdiğini ve eğer varsa, geriye ne kadar zaman kaldığını bilmiyoruz. Thomas Browne The Garden of Cyrus’da, zamanın gecesi gündüze baskın çıkar; kaldı ki ekinoks ne zamandı, kim biliyor ki, diye yazar.- Blyth Irmağı üzerindeki köprünün biraz ilerisindeki, terk edilmiş tren yoluna geldiğimde aklımdan bunun gibi şeyler geçiyordu işte.  


Serbest çağrışım ile beyinde anımsama yolculuğu. Nöral yolculuk. Günde yaklaşık 60 bin anı, düşünce geçermiş insanın aklından.

ANILAR VE ANLARA YOLCULUK

İngiltere’de Walberswick’in güneyinden Dunwin’e kadar uzanan topraklar o kadar boş ve o kadar ıssızdır ki, bir insanı burada tek başına bırakırsanız, Kuzey Denizi sahilinde mi, Hazar Denizi kıyısında mı, yoksa Liaodong Körfezi’nde mi olduğunu söyleyemez.                                                                                              
Zaman ve Coğrafyanın kaybı; nerede olduğunu bilemezsin.

Pek göz önünde bulundurulmayan bir ülke olan Brezilya’nın adının Fransızca’da odun kömürü anlamına gelmesi rastlantı değildir. Gelişmiş bitki türlerini kömüre çevirmek ve yanabilecek ne varsa hepsini durmaksızın yakmak; bizi yeryüzüne yayılmaya iten temel dürtü budur.

Zihnimde sürekli dönüp duran düşünceler arasında kaybolmuş, çılgınca açmış çiçekler arasında kendimden geçmiş bir halde kumlu yolda ilerliyordum ki, kendimi yine, yaklaşık bir saat önce –adeta uzak bir geçmişten gelir gibi, şimdi öyle geliyor bana- içinden çıktığım o küçük yabani ormanın karşısında bulunca korku değilse de, büyük bir şaşkınlık yaşadım.


Uzak geçmişin anısı

İyice basık, kurşuni bir gökyüzü, fundalığın gözleri bulandıran hastalıklı eflatun rengi, midye kabuklarının içinden gelen deniz sesi gibi insanın kulaklarında uğuldayan sessizlik, sürekli çevremde uçuşup duran sinekler, bütün bunlar bana korkutucu ve endişe verici geliyordu.



Sessizliğin ses ve renkleri

Middleton köyü yolunda ne tek bir insan vardı ne de bahçelerde, kendimi geçmiş yüzyıllarda yaşamış bir gezgin delikanlı gibi hissediyordum.

Anılarda, zamanda yolculuk

Muhabbetkuşlarının Dover gümrük salonunda ortadan kaybolması, Berlin’deki çocukluğun, sonraki on yıl boyunca parça parça yeniden edinilen bir kimliğin ardında kaybolmasının da başlangıç anıydı. Ruhumda bana anavatanımı anımsatan ne kadar az şey var, diye bir saptamada bulunur akıbeti meçhul çocuğa bir anma yazısı yazmaya yetmeyecek kadar az sayıdaki anılarını gözden geçirirken.


Kimliğin sürdürülmesi ve varoluş nedeni olarak anımsama


İnsanlar ruhsal yaşamlarında gerçekleşen herhangi bir kayma sayesinde, birdenbire bu türden bir parça su yüzüne çıkınca, hatırlayabileceklerine inanırlar. Ama gerçekte hatırlamazlar elbette.
Göç ettiğimizden beri yaşanan bu eşi benzeri görülmemiş olayları hiç olmamış kılmak için, sadece hecelerle görüntüleri bir araya getirip bulmacayı doğru çözmem yeterli olacaktı.
Her şey bana bağlıydı sanki ufacık bir zihinsel çabayla bütün öykü tersine dönebilirdi. 

ANILARA YOLCULUK VE OLAYLARI ZİHİN-ZAMANDA TERSİNE ÇEVİRMEK, ZAMANIN PSİKOLOJİK OKUNU TERSİNE ÇEVİRMEK OLARAK ANIMSAMA.

Bugün geçmişe dönüp orayı düşündüğümde …kasım ayını yaşayan Berlin’e özgü bir gökyüzü, kar yağdı yağacak – vakitsiz gelen ve mezarlık kadar sessiz bir kış görüntüsü, öyle sessiz ki, bir halüsinasyondan kaynaklanıp kaynaklanmadığını soruyorum kendime zaman zaman….

The sky over Berlin (Berlin üzerinde gökyüzü) filminin başında gökyüzünden çekilen Berlin manzaralarını anımsatıyor.

Halüsinasyonlarım ve düşlerim, diye yazar Michael başka bir yerde, kısmen, bir metropol olan Berlin’i kısmen de Suffolk’u (İngiltere) anımsatan bir çevrede geçiyor çoğunlukla.



Halüsinasyon; anılardan şüphe etmek, inanamamak…

Middleton’daki evde değil de, annemin anne ve babasının Bleibtreustratesse’deki büyük malikânesinde olduğumu fark edebilmem için, rüyamda bir saat, hatta daha uzun bir süreni geçmesi gerekiyor.

Anıların rüyada bütünleştirilmesi

Burası Myslowice, Polonya’da bir yer, dediğini duydum babamın ve arkama döndüğümde babamın sözcükleri taşıyan buğulu soluğunun buz gibi havada hala asılı durduğunu gördüm.

İnsanın yazarak aklını başına daha mı çok topladığını, yoksa daha mı çok delirdiğini söylemek mümkün değildi. Belki de her birimiz, kendi, eserimizi inşa ederken geneli görebilme yeteneğimizi kaybediyorduk ve belki de bu nedenle, zihinsel tasarımlarımız karmaşıklaştıkça, bilgide aşama kaydettiğimizi sanıyor, ama sonra, gerçekte hayatımızın yönünü saptayan önceden hesaplanamaz belirsizlikleri hiçbir zaman kavrayamayacağımızı hemen anlıyorduk.


Yazmak, zihinde, parçaları birleştirmektir.


İtiraf etmeliyim ki, tamamen mantıksız bir düşünceye kaptırmıştım kendimi, sanki ben çoktan ölmüştüm ve bütün bu şeyler de, çalı çırpılar, karton kutular, konserveler, midye kabukları ve bunların içinden gelen o deniz sesi benden sonra da varlığını sürdürebilmişti ve Michael beni, uzun zaman önce yaşamış olduğum bir evin içinde dolaştırıyordu. Ama bu tür düşünceler insanın aklına nasıl bir hızla geliyorsa, aynı hızla da dağılıp gidiyor.

Sonunda bütün çalışmalarımız yalnızca ve yalnızca fikirlere dayanır ve fikirler de zaman içinde değişir.

Niyagara şelalesi’nden dökülen o sular; şelalenin kenarında duran ve bu dünyadaki terk edilmişliğinin farkında olan insan da olmasa, şelalenin sonsuzca çağıldayan sularının ne anlamı olurdu ki?

Varoluşçuluk ve insan her şeyin anlamıdır?

Konuştuk, sustuk ve her “Hatırlıyor musun?” sorusuyla birlikte geçmiş yaşamımız, zamanın acımasız uçurumunun derinliklerinden yukarıya daha da büyük bir netlikle çıkıyordu.

Yüreğimi sızlatan bu ayrılığın ardından büyükelçilikteki odama kapandım ve sürekli nafile düşüncelere ve yakınmalar kendimi kaptırarak HÜZÜNLÜ HİKÂYEMİZİ KÂĞIDA DÖKTÜM.

Böylesine sık ve böylesine beklenmedik anlarda üzerime çöken hatıralarla, yazmaktan başka bir başa çıkma yolu bilmiyorum. Bunlar hafızamın içinde kapalı kaldığı takdirde, zamanla öyle ağırlaşacaklar ki, sonunda bunların sürekli artan ağırlığının altında ezilip gideceğim. Hatıralarımız aylarca, yıllarca içimizde uyur ve sessizce çoğalırlar, ta ki önemsiz, küçücük bir şey onları uyandırıp bizi tuhaf bir biçimde hayata karşı kör edinceye kadar. Bu nedenle kim bilir kaç kez hatıralarımı ve hatıralarımı yazıya dökmeyi küçültücü bir iş olarak görmüşümdür! Peki ama, hafızamız olmasaydı ne olurduk?


Hayatımız nasıl da bir sefalet! Öyle ters hayallerle dolu, öyle boşuna ki, hafızamızın serbest bıraktığı kuruntuların gölgesinden başka bir şey değil.


Reklamlar
Categories: SATÜRN’ÜN HALKALARI, W.G.Sebald, İngiltere’de Bir Hac Yolculuğu | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: