Richard Sennett YENİ KAPİTALİZMİN KÜLTÜRÜ

RICHARD SENNETT, Sosyolog, PhD, Prof, Harvard-New York Uni, USA-2006, TR-2011(2.baskı), Ayrıntı Yayın, Çeviri: Aylin Onacak, 122 sf.


***Yale Üniversitesi‘nde verdiği Castle konferansları***




-Günümüzün “ideal” insanı, KISA VADEYE yönelmiş, POTANSİYEL YETENEĞE odaklanmış, GEÇMİŞ DENEYİMLERİ UNUTMAYA razı, hiçbir şeyden PİŞMANLIK DUYMADAN, ZENGİN OLMAYA HAZIR, -kibarca söylersek- alışılmadık türden bir insandır.





-19.yy.da Bismarck, Alman toplumunda, DEVRİMİN ÖNLENMESİ ve HUZURUN TESİSİ amacıyla ve kurnazca, “verimliliğe değil, toplumsal sistemde herkese bir yer kazandırarak çatışmayı önlemeye yönelik,  PİRAMİT TARZINDA işleyen, PROTESTAN AHLAKINA dayalı olarak emirlere uyarak doyumu erteleme disiplinini öğreten, psikolojik bir yuva hissi veren” bir devlet-toplum sistemi kurmuştu (M.Weber’den).

20.yy.da aynı BÜROKRATİK PİRAMİT anlayışı, tüm Batı’da devam ederek, SOSYAL DEVLET (emeklilik, eğitim ve sağlık hakları) yapısında ve ÜRETİM TARZI‘nda da yer aldı.

Bu çalışma düzeneği, “işe yararlık-süreklilik-güven duyguları veren, başka insanlarla birlikte yaşama zamanını bir çerçeveye oturtan, hırs canavarını uysallaştıran, çalışanlar arasında güçlü bağlara, dayanışmaya ve istikrara zemin sağlayan, iktidarı yorumlama ve ondan makul bir anlam çıkarma şansı veren” bir seyir göstermiştir.



20.yy. sonlarında oluşan 3 farklılaşma, bu yapıyı büyük sermeye için ciddi değişime zorladı:
1) Sermaye ulusal sınırından çıkıp KÜRESELLEŞTİ,
2) Sermaye kısa vadeli kazanca yöneldi ve SABIRSIZLAŞTI,
3) Sermaye emeğe muhtaçlıktan uzaklaşarak MAKİNALAŞTI.



Büyük sermaye bu radikal dönüşümü yaşarken, halen USA ve UK‘deki şirketlerin büyük çoğunluğu, çalışan sayısının üç binin altında olduğu, yerele hizmet veren ve bir aileye ait olan şirketlerdir; bunlarda Weber-Bismarck’ın Bürokratik Piramit‘i, küçük çaplarda olsa da geçerliliğini sürdürmektedir.  

Büyük şirketlerin mimarileri MP3-ÇALAR gibidir. Bürokratik Piramit‘te üretim zincirinin halkaları ve kurumsal yapının katmanları bellidir ve bir dizi eylemlilik bazında işler; MP3 tarzında ise, parça seçimi (üretim sırası) isteğe göre (esnek) değiştirilerek yapılır ve katmanlar erimiştir. Bazı işlevler BAŞKA YERLERDE yada BAŞKA FİRMALARA yaptırılabilirken, EMEKÇİLER GEÇİCİLEŞMEKTEDİR. Geçici iş yapanlarda, zaman içinde, geçici çalışmaktan sinir bozukluğu ve toplumsal bir yapının kalıcı bir katılımcısı olma talebi ortaya çıkmaktadır.

Yapısal değişimin üç eksikliği, DÜŞÜK KURUMSAL SADAKAT (toplumsal sermayenin başlıca belirleyenidir), ENFORMEL GÜVENİN AZALMASI (zora düşüldüğünde emekçiler arasında kurtarıcıdır) ve deneyimin-zamanın oluşturduğu KURUMSAL BİLGİNİN AZALMASI‘dır.
Toplumsal örgütlere katılım olan SOSYAL (toplumsal) SERMAYE, insanlar katılımlarının niteliğinin zayıf olduğuna karar verdiklerinde DÜŞÜK, ilişkilerinin niteliğinin iyi olduğuna inandıklarında ise YÜKSEK‘tir; toplumsal sermayenin yüksek olup olmadığını belirleyen başlıca ölçüt ise SADAKAT‘tir (yaşamların feda edildiği askeriyede en yüksek toplumsal sermaye mevcuttur). Sadakatin az, yani toplumsal sermayenin düşük olduğu firmalarda BASKI başlı başına bir soruna, bağımsız ve boğucu bir deneyime dönüşüyor; bu tür baskı altında çalışanların alkolik olma, boşanma ve sağlık sorunları yaşama olasılıkları, yüksek-sadakatle çalışan firmalarına göre çok daha yükseliyor.

Nüfus artışı, göçmenler, makinalaşma ve yaşlanma, İŞE YARAMAZLIK KORKUSU için asli belirleyici nedenlerdir. Nüfus artışı ile yükselen iyi eğitim almış rakiplerin ve yabancıların artması, daha yüksek kazanç sağlayan, deneyime kayıtsız olan ve insanın yapamadığını yapabilen makinaların gelişmesi, daha ekonomik olarak çalıştırılabilen gençlerin tercih edilmesi ve sürekli yeni becerilerin edinilmesinin gerekmesine karşın yaşın ilerlemesi, güncel bir kabusa dönüşmekte olan işe yaramazlık kabsunun besleyenleridir. İşe yaramazlık, BAĞIMLILIĞA ve MUHTAÇLIĞA yol açar.



ZANAATÇILIK, “BİR ŞEYİ O ŞEYİN KENDİSİ İÇİN İYİ YAPMAKTIR“; öz-disiplinve öz-eleştiri, standart ve kaliteninamaçlanması, zanaatin doğasında vardır. Zanaatçı tek bir şeyde yoğunlaşmış ve içe doğru büyümüş kabul edilir ki bu zanaatçı için bu saplantı aslında gereklidir ve bugünkü iş yaşamlarına egemen olan geçiciliğin tam tersidir.

Onlarca yıl süren kapsamlı bir araştırma MESLEKİ PRESTİJİN, para ya da iktidardan çok, KİŞİSEL BAĞIMSIZLIK ve ÖZERKLİK ile eş tutulduğunu göstermiştir.

ABD’de uygulanan SAT(Scholaristic Aptitude Test= Akademik Yetenek Testi), aslında Harvard gibi üniversiteler için işlenmemiş yeteneklere sahip yeni seçkinler grubu toplamak için yapılır. Eski başkan Thomas Jefferson’un  doğal aristokrasi” inancından beslenen bu sınav, sayısalda matematiksel akıl yürütme sürecini ve sözelde ise doğru şeyler değil sözcüklerle düşünme sürecini saptamaya yöneliktir. Burada istenen zihinsel faaliyet İŞLEMSELDİR, İÇERİKTEN AYRILMIŞTIRve ZİHİNSEL YÜZELSELLİK gerektirir. Bu sınavın bir başka çarpıcı yanı ise, matematik ve sözele yönelip GÖRSEL, İŞİTSEL, DUYGUSAL YETENEKLERİ DIŞLAMASI, test edilen doğuştan gelen yetenekleri azaltmasıdır. SAT sınavında, KİŞİNİN GERÇEKLİKLE İLGİSİ KENDİ KONTROLÜ

DIŞINDA KESİLMEKTEDİR. Test, koşulların ördüğü bağları, deneyimi ve duygusal bağlanmayı yok sayar, derinlere inmeyi cezalandırır; çünkü Z.Bauman’ın “akışkan modern dünyasının” çalışma koşullarına saf uyum gösterecek, koşullar ne olursa olsun işbirliği yapabilecek  kişileri seçmenin peşindedir. Öte yandan, okul sınavlarına yeniden girme şansı mevcut iken, yaşamında “beceremedin” yargısı, sonrasında düzeltme şansı bırakmayacak kadar acımasız ön yargılara yol açabilmektedir.


Bismarck liyakati KIDEMüzerinde şekillenirken, günümüz liyakati, YETENEK üzerinde geliştirilmekte ve “yeteneksizler” dışlanıp, görüş alanının dışına düşürülerek bir kitle haline getirilmektedir. Yetenek ölçümleri, ÖZERK  bir faaliyeti SPESİFİK olarak değerlendirmekten uzak olmaları nedeniyle, kültürel alanı tahrip edicidir ve derin bir işe yaramazlık duygusuve HINÇ yaratır.


Geçmişten beri din ve vatanseverlik, hıncın hükmettiği intikam silahlarıdır; siyasetçilerbunları kullanırken, pazarlama tekniklerinin getirdiği yöntemlere başvururlar. Ama siyaset sadece hınç, ayrım ve pazarlama ile izah edilemeyecek kadar karmaşık bir süreçtir. Dev market zinciri olan WAL-MART’ın İŞÇİLERİNİ EZMESİ ile insanların gerçek   İHTİYAÇLARINI  AŞIRI SEÇENEK ARENASINDAN EN UCUZ ŞEKİLDE KARŞILAMASInın birlikte gerçekleşmesine benzer şekilde, BU MARKET  YAPISININ  SİYASİ EVRENSEL VERSİYONU, yerel demokrasileri bastırıp, bireysel fanteziyi, tıpkı reklamların yaptığı gibi, devreye sokabilir; siyasetin içeriğini ve özünü aşındırıp, değişim tahayyülünükamçılayabilir.

Tüketici giderek artan bir şekilde benzerleşen mallarda FARK uyaranını arar. Tüketiciyi uyaran en gelişkin reklamlar, tüketiciyi RESMİ TAMAMLAMAYA DAVET eden YARI BİTMİŞ KARELER‘in olduğu anlaşılmıştır; tüketici kendi hareketliliği ve tahayyülü ile meşguldür ve HAREKET ve TAMAMLANMAMIŞLIK tahayyüle güç verir  (arabanın  kendisinin özelliklerini göstermek yerine sahra çölünü gösterek araba satmak gibi).                         
Fakat gezerken asıl olan tüketicinin YER DEĞİŞTİRDİ- ĞİNİ hissetmesidir ve giderek benzerleşen kentlerde aynı mağazalara girip aynı ürünleri satın alabilmek- tedir; tüketiciyi burada uyaran ise İLERİ GİTME SÜRECİnin kendisidir.

İNSANIN KENDİSİNİ TÜKETEN unsurlardan biri SATIN ALMA TUTKUSUdur. Nesneler giderek standartlaştığı için, nesnelere sahip olmanın önemi giderek azalmakta ve nesnelerden VAZGEÇEBİLMEK KOLAYLAŞMAKTA, en azından SAHİPLİK SÜRECİ KISALMAKTADIR (bu durum, insanların sahip olduklarını korumak yerine ORTAK BİR TAHAYYÜL İÇİN OY VEREBİLMESİ olasılığını artırabilir). Tüketim alanı ve siyaset alanı teatraldir, retorik gerektirirler.


İnsanın kendisini tüketen ikinci tutku ise GÜÇ TUTKUSUdur. ÇÖL GEÇMEK için tasarlanan korkunç SUV  makinalarının (arazi jipleri) çocukları okula götürmek için kullanılması, SÜPER HIZLI SPOR ARABALARIN milim milim ilerleyen trafikte sürünmesi, beşyüz saat süren onbin şarkı yükleme kapasitesindeki iPod‘lardan şarkı seçmeye çalışılması (insan belleğinin bunu başarabilmesi Bach’ın tüm bestelerini ezbere bilmeyle eşdeğerdir ve insanların çok büyük oranda hep aynı 20-30 şarkıyı dinleyebilmektedir), nesnelerin gücüne duyulan AKILDIŞI İNANÇ nedeniyledir (ben de iPod aldım-Richard Sennett). Bunun nedeni, tüketicinin kendisini makinanın kapasitesi ile özdeşleştirmesi, kendisinin bir parçası-protezi imiş gibi algılaması, YAPABİLDİKLERİ İLE SINIRLANMAK İSTEMEMESİdir. Belki de İNSANLAR GEREKSİNİM DUYDUKLARINI MANEN AŞTIKLARINDA ÖZGÜRLEŞMEKTEDİRLER; BELKİ DE TÜKETME TUTKUSU ÖZGÜRLÜĞÜN DİĞER ADIDIR (en azından benim incelemek istediğim önerme bu-Richard Sennett). 

Yeni siyasi düzende İKTİDAR ve OTORİTE birbirinden ayrılmaktadır ve tüm insanların ortak bir projede birleştirildiklerine inandıkları politikalar, yani İLERİCİ POLİTİKALAR geliştirilememektedir; düzen kendi aldırmazlığını çevredeki bireyler yada grupların özgürlüğü olarak etiketleyerek, sorumluluktan sıyrılıyor; yeni kapitalizmden türeyen siyasetin kusuru ALDIRMAZLIKtır. 

Benzin içen canavar arazi jipleriyle trafikte sıkışmış insanların çöl geçme potansiyelinde olma istekleri, yani “NE OLURSA OLSUN, YETMEZ” anlayışı, ekonomi ve siyasete yön vermektedir. Bu anlayışın hakimiyetindeki halkın ve medyanın siyasi kişiliklerin BİREYSEL ÖZELLİKLERİNE TAKINTILI ve sonu gelmez ilgisi, konsensus platformlarını maskeleyerek, siyasilerin bireysel özelliklerinin SABUN gibi pazarlanmasına yol açmaktadır. Satabilmek için de ALTIN KAPLAMAYLA halkın dikkati çekilmeye çalışmakta; KÜÇÜK FARKLAR NARSİSİZMİ içindeki  siyasi kişiliklerin elindeki iklimde, kavram kargaşası oyunları ile siyaset sahnelenmektedir (Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi için parlamentoda 18 saat tartışılırken, köpeklerle tilki avı konusuna 700 saat tartışma vakti ayrılması gibi). ŞİRKET YÖNETİCİSİ TAVRINDAKİ SİYASETÇİLER, TEK TEK OLAYLARA ENDEKSLİ yeni kapitalizm kültürü ve bu kültürün zamanı GEÇİCİLİKLE biçimlendiriciliğiyle, insanlarda GÜVEN OLUŞTURULAMACAĞINI ve İLERİCİ POLİTİKALAR GELİŞTİRİLMEYECEĞİNİ düşünüyorum. 

GEÇİCİLİĞİN/ZAYIF İŞ SADAKATİNİN, DENEYİMİN DEĞERSİZLEŞMESİNİN ve İŞE YARAMAZLIK KORKUSUNUN getirdiği TOPLUMSAL YOZLAŞMA, aynı zamanda BAĞIMLILIĞIN REDDİ, SAHİPLENMEYİ ve KİŞİNİN KENDİ KAPASİTESİNİ AŞMASI potansiyellerini de taşımaktadır. 



Bugünün endişeli/huzursuz insanının ihtiyacı olan kültürel çapa,
HİKAYESİ OLMAK,
İŞE YARARLILIK ve
ZANAATÇILIK
üçlüsünden oluşur.





HİKAYESİ OLMAK, hadiselerin zaman içerisinde birbirleriyle birleşmesi, DENEYİMİN BİRİKİP ANLATI HALİNE GELEBİLMESİdir. Bunu yapabilmenin proje örnekleri: 1) İŞ ve İŞÇİ BULMA ÖRGÜTÜ OLARAK ÇALIŞAN bir SENDİKA, deneyimlerin dizi halinde anlatılabilmesini sağlar; 2) MEVCUT İŞLERİN İKİYE-ÜÇE BÖLÜNMESİ, işsiz sayısını azaltır, daha az ücretli de olsa devamlı bir işin güvencesinin huzurunu  sağlar  ve isteyenin birden fazla yarı-zamanlı iş bulabilmesine imkan verir; 3) HERKESE TEMEL GELİR verilmesi, hikaye şansını artırır.



İŞE YARARLILIK,  devlet tarafından statü haline getirilir ve devlet böylelikle otorite kazanır. Çalışılan kurumun meşruiyeti ve saygınlığı işe yararlılık duygusunda en önemli faktörlerdendir. Kamu kurumunda çalışmanın itibarının yüksekliği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir. Kamu hizmetinin özel taşeronlara bırakılmasının terk edilip, yerine bu konularda devletin güçlendirilmesi ilerici bir siyaset olacaktır. Aile içindeki işin (ev işi, yaşlı-çocuk bakma) kamusal itibarı yoktur ve hükümet tarafından ücretlendirilerek, işe yararlılık duygusu sağlanmalıdır. İŞE YARARLILIK BİR KAMU MALIDIR.




ZANAATÇILIK bir şeyi o şey için iyi yapma arzusudur ve YENİ KAPİTALİZM KÜLTÜRÜNE EN RADİKAL MEYDAN OKUMA alanıdır. Yeni iş dünyası, insanın zanaatkar şekilde pişmesine, kök salmasına meydan vermeyecek kadar hareketli ve geçicidir. Zenaatçılık, yeni iş/eğitim/siyaset kurumlarının gerektirdiği İDEALLEŞTİRİLMİŞ BENLİĞE MEYDAN OKUR. Zenaatçılık, yeni kültürün içermediği çok önemli bir değere sahiptir: BAĞLILIK. Bir insan,  ancak ve ancak, kendi arzuları dışında, başkalarının ödülleri dışında kalan BİR OBJEKTİF STANDARDA İNANIYORSA birşeyin ne kadar İYİ yapıldığını tarif etmek için DOĞRU VE DÜZGÜN sözcüklerini kulllanır. BİR ŞEYİ, SİZE HİÇ BİR ŞEY KAZANDIRMASA BİLE DOĞRU VE DÜZGÜN YAPMAK, hakiki zanaatkarlığın özüdür. Ancak MENFAAT GÖZETMEYEN BÖYLE BİR BAĞLILIK, İNSANLARI DUYGUSAL OLARAK KUVVETLENDİREBİLİR; aksi takdirde İNSANLARIN HAYAT MÜCADELELERİNE YENİK DÜŞECEKLERİNİ düşünüyorum.


BAĞLILIK, BİRŞEYLERE YOĞUNLAŞIRKEN BİRŞEYLERDEN VAZGEÇMEYİ, FIRSATLARA SIRT ÇEVİREBİLMEYİ GEREKTİRİR.




Zafer kazanmış gibi görünen ve giderek yüzeyselleşen yeni dünya kültürünün KIRILGAN olduğunu düşünüyorum; yeni temiz sayfayı, belki de bu kültüre  İSYAN ederek, BİR ŞEYİ SADECE O ŞEY İÇİN İYİ YAPARAK  açabiliriz.








Reklamlar
Categories: Richard Sennett, YENİ KAPİTALİZMİN KÜLTÜRÜ | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “Richard Sennett YENİ KAPİTALİZMİN KÜLTÜRÜ

  1. Çok güzel bir kitap. Çok yoğun. Eleştirilen ile doğru önermeler karıştırılmadan okunmalı….
    Önerilerle dolu bir kitap.
    Ferda Köksoy'a bir kez daha teşekkür ederim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: