MEDENİYETİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN KEŞFİN ÖYKÜSÜ, SAPMA, Stephen Greenblatt






STEPHEN GREENBLATT, Edebiyat, PhD, Prof, Harvard Uni, USA:2011, TR-2013, Can Yayın, Çeviri: Suat Ertüzün, 220 sf.



***Yazıldıktan 1457 yıl sonra bulunan ve RÖNESANSA öncülük yapan, bugünkü MODERN BİLİM ve DÜŞÜNCENİN temel taşlarını AKIL ALMAZ ölçüde ÖNGÖREN mucizevi kitabın bulunuşunun öyküsü. 



Papa XXIII.Johannes (*), ileri derecede 70 ahlaksızlığı nedeniyle, Konstanz Konsili‘nce tutuklanarak Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’nun Heidelberg‘deki hapishanesine konduktan sonra, özel katiplerinden biri olan POGGIO Bracciolini (8 Papa’ya hizmet sonrası 5 yıl Floransa Şansölyeliği yapmıştı), 1417 yılında Fulda Manastırı‘nda (Almanya), antik döneme ait ve sansasyon yaratabilecek bir kitap keşfetmeye gitmişti. Bir kale-manastır olan Fulda, dönemin en zengin kütüphanelerinden birine sahip, keşişlerin aristokratlardan oluştuğu ve başkeşişliğini imparatorluk prensinin yaptığı özel bir mekandı. Konstanz Konsili’nin ikinci önemli kararı ise ilk reformcu ve Luther’in öncüsü olan HUS‘un kitapları ile birlikte yakılması olmuştu.


 
-Poggio’nun esin kaynağı, Rönesans’ın öncüsü sayılan ve tam bir kitap düşkünü olan Petrarca olmuştu. Petrarca eserlerini, böylesi uzak manastırlardan bulduğu muhteşem antik dönem el yazmalarından yararlanarak yazmış ve ünlenmişti.
Petrarca’nın kitaplar konusundaki yorumu, hala çarpıcılığını koruyabilen niteliktedir:
“Altın, gümüş, mücevherat, mermer evler ve buna benzer şeyler KARARSIZ ve SIĞ BİR ZEVK verir; KİTAPLARSA İNSANIN İLİKLERİNE İŞLER. ONLAR, BİZİMLE KONUŞUR, BİZE DANIŞIR ve CANLI, YOĞUN BİR MAHREMİYETLE BİRER PARÇAMIZ OLURLAR“.


Cahil savaş lordlarının ve acımasız Engizisyon’un egemenliğindeki Avrupa’da kitapların önem taşıdığı yegane kurumlar olan manastırlar kurulurken, dünyevi hayattan uzak kalmak ve güvenlik esas alınmıştı. Dinle ilişkili olmayanların girmesi neredeyse imkansız olan kütüphaneler, manastırların itibar kaynağı olması nedeniyle kitaplarını herkese vermezler, verdikleri insanları da yakın gözlem altında tutarlardı.

6.yy.da St.Benedictus‘un yazdığı Manastır Tüzüğü, kitapların yüzyıllarca saklanabilmesinin asli nedeniydi. Tembellikten nefret eden Benedictus, manastır keşişlerine mutlak sessizlik içinde kitap okuma-kopyalama ve tarlada çalışma mecburiyeti getirmiş ve bu şekilde onların nefislerini terbiye etmeyi hedeflemişti. Katiplik yapan rahipler bazı ayinlerden muaf tutulur, yangın riskine karşı mum yakmamak için gündüz 6 saat çalışırlardı. Kopyalamalar, kağıdın çok az olması nedeniyle, en iyisi düşük olmuş buzağı derisinden ponza taşı ile üretilen parşömen üzerine yazılır; hatalar usturayla kazınarak ve süt-peynir-kireç karışımı ile onarılarak düzeltilirdi. Bazen bir kişi okur, çok sayıda katip-rahip yazarak seri üretim yapılırdı. Uyarı, azarlama ve dayak şeklinde yaptırımı olan kurallar, manastırları Batı’nın büyük okuyucuları ve kitap üretici-koruyucuları haline getirmişti. Ulaşılması güç Almanya ve İsviçre manastırları ise en büyük kitap kaynaklarıydı.

6.-8.yy. arasında eski Yunan-Roma pagan dünyalarının eserlerinin kopyalanması, Hıristiyanlık için alternatif oluşturdukları için yasaklanmaya başlamıştı. Bu eserlerin kazınarak üzerlerine Hıristiyanlık metinlerinin yazılması, bugün bile Agustinus metinlerinin altında Seneca‘nın yazdıklarının altından okunabilmesiyle gözlenebilir.






-Poggio’nun Fulda’da bulduğu antik eser, M.Ö.50‘de LUCRETIUS isimli filozof-şair tarafından yazılmış, Batı medeniyetinin seyrini değiştirecek ve Rönesans’a yol göstericilik yapacak olan bir kitaptı: DE RERUM NATURA (ŞEYLERİN DOĞASI ÜSTÜNE) (Evrenin Yapısı)









Kitabı bulan Poggio, Santa Croce kilisesine gömülür, heykeli Floransa’nın Santa Maria Del Fiore Katedralinin 12 havarileri temsil eden gruptan biri olarak onurlandırılır ve ismi 20.yy.da doğduğu kasabaya verilir.


DE RERUM NATURA‘nın, dönemine ait ve bugün mevcut olan yegane ikinci kopyası ise, 1750‘de Vezüv Yanardağı’nın M.S.79 yılında yıktığı Pompei-Herculanum kazılarında, lavların altında, bir villanın özel kütüphane raflarında, papirüs tomarlarının ağaç kabuklarıyla sarılarak yerleştirildiği bir kutudan çıkarıldı. Mürekkep olarak yanan lamba fitillerinin isi-su-ağaç reçinesi karışımının kullanıldığı dönemin kitaplarının, düşmanları olan su, ateş, savaş ve kitap kurtlarından kurtularak bugüne ulaşabilmesi, ancak lavlar sayesinde mümkün olabilecek bir mucizedir. M.Ö.300 civarında Mısır’ın o dönemdeki başkenti İSKENDERİYE‘de (Öklid, Arşimed, Galen, Hypatia gibi bilim insanlarının yetiştiği kent) kurulan EFSANE KÜTÜPHANE EKOLÜNDEN bu güne, sadece bu kitabın tamamı ulaşabilmiştir. Bu kopyanın önemli bir kısmı okunamamış bir şekilde Napoli Ulusal Kütüphanesi‘nde beklerken, 1987 yılında geliştirilen özel tekniklerle yeniden keşfedilerek okunabilmiş ve tamamlanmıştır.

-Bugün, Pompei-Herculanum’da bulunan 2000 yıllık Lucretius kitabı Napoli Ulusal Kütüphanesi‘nde;
Poggio’nun bulduğu, sonra nasıl kaybolduğu bilinmeyen ama aristokrat arkadaşı tarafından kopyalatılmış olan kitap Michelangelo‘nun Floransa’da Mediciler için tasarladığı Lorenzo Kütüphanesi‘nde;
Machiavelli‘nin kendi el yazısı ile çıkardığı kopya Vatikan Kütüphanesi‘nde,
diğer iki 16.yy kopyası ise Harvard ve Leiden Üniversitesilerinin kütüphanelerinde saklanmaktadır.

-Eserin özündeki tezler, MODERN HAYATIN TEMEL TAŞLARINI oluşturdular. Bu tarihten sonra maddi hayata yönelik tezler geliştiren değerli tarihsel isimlerin büyük kısmı onun fikirlerinden yararlandılar, rönesans, reform ve moderniteyi yarattılar.

 
Machiavelli, Ficino, Thomas More, Giordano Bruno, Boticelli, da Vinci, Rafaello, Montaigne (Denemeler’de Lucretius’tan doğrudan 100 alıntı vardır), Galileo Galilei, Francis Bacon, Hobbes, Newton ve Darwin, kendilerini Lucretius izleyicisi, Epikürosçu ve Atomcu ve olarak ilan eden isimlerdir. Einstein ise Atomcuların söylediklerinin ispatını ortaya koymuştur.




Bir Epikürosçu olan Thomas Jefferson ile Lucretius’un atomları ABD Bağımsızlık Bildirgesine de damgasını vurmuştur.






M.Ö.94(?)M.Ö.50(?) arasında 44 yıl yaşayan Romalı Lucretius hakkında, gözden uzak yaşamayı sevdiği için olsa gerek, hemen hemen hiç gerçek biyografik bilgi bulunmamaktadır. Yaşadığı dönem, Roma’nın altın çağı olarak adlandırılan, şairlerin kendilerini diğer çobanlara şarkı söyleyen çoban ve filozofların kendilerini uzun sohbetçiler şeklinde mütevazi olarak isimlendirildiği, eşine az rastlanır bir şekilde tanrıların ve rahiplerin buyruğundan uzak olunan bir dönemdir.




-Milet’li Leukippos ve öğrencisi Trakya-Abdera’lı Demokritos‘un M.Ö.5.yy.da geliştirdikleri ATOM FİKRİ, tüm hayatı maddi dünya üzerinden izah ediyor ve hiyerarşileri reddediyordu. Bu felsefe, Sisam’lı EPİKÜROS (M.Ö.341-270) tarafından geliştirilmiş ve bu dönemde Roma’da egemen mantık olmuştur.


Epiküros kendi okulunda, ORTAKLAŞMA, KADIN-ERKEK DAYANIŞMASI (döneminde kadın köleye yakın konumdaydı) YETİNME, ONUR, ADALET, CESARET, DENGE, CÖMERTLİK, DOSTLUK ve SORUMLUK gibi GERÇEK HAZLAR üzerinden yaşamanın ERDEM olduğunu öğretmekteydi.
Bu tarzın STATÜ, MENFAAT ve HİYERARŞİ düşkünlüklerinin ÖTESİNE GEÇEBİLMENİN YÖNTEMİ olduğunu düşünen Lucretius, Epiküros’un zihinsel talebesi ve geliştiricisidir.


Epikürosçu dönemde kitap okuyanlarla dolu 28 halk kütüphanesinin ve çok sayıda özel kütüphanenin olduğu Roma’da, Hıristiyanlığın resmi din olduğu 4.yy.dan itibaren bu ortamlar ıssızlaşmaya başlamıştır.


Lucretius‘un şiirlerinde, ölümden sonra tanrıların gazapları yoktur; toprak-altı tanrısı Hades‘in Sisifos‘a verdiği sonsuza dek tepeye taş taşıma ve Tantalos‘a verdiği susayıp yanaştığı göl ve acıkıp yanaştığı ağaçların ondan sonsuza dek uzaklaşması cezaları yoktur.
Lucretius Roma’ya DÜNYEVİLİK ve HAZ ilkesini saflaştırıp ahlak öğretisi olarak getirirken, Hıristiyanlık ise ÖTE DÜNYA ve ACI ilkesini saflaştırıp ahlak öğretisi yapmıştır.


-Hıristiyanlık insanın doğasının kötülüğü üzerine kuruludur ve insanın Adem-Havva’dan beri ACI çekerek terbiye edildiğini düşünür; Hz.İsa’nın güldüğünü-gülümsediğini anlatan hiçbir ayet veya resim yoktur. 6.yy.da acı ve yoksunlukla terbiyeye yönelik manastır sayısı 300‘ü geçmiş, 11.yy.da KENDİNİ KIRBAÇLAMA yaygınlaşmıştır. St.Benedictus ve Azize Teresa DİKENLER üzerinde yuvarlanıp, bu sırada MEA CULPA (Benim suçum) diye bağırmışlardır. Bazen de KİTLESEL HİSTERİ NÖBETLERİ şeklinde kendine işkence ayinleri yapılmıştır. 

-Poggio, Papalık’taki uzun hayatı sonrasında yazdığı kitapta din adamlarına ilişkin şu yorumları yazar: “Şatafatlı dindarlar neden kendilerini ibadethanelerine kapatmaz ve hayatlarını oruç tutmaya, ibadet etmeye adamazlar? Yaptıkları gösterişler ve dünyayı hor görme söylemleri, aslında tamahkarlık, miskinlik ve hırslarını örtmek içindir; çünkü dinin en yüce amaçlarını gerçekleştirmenin imkansızlığı, onları İKİYÜZLÜLÜĞE iter. Manastırlar suçlu üretme imalathaneleri ve insan kötülüklerinin deposudurlar.”





-Rönesans öncüsü Petrarca gibi Poggio için de gerçek özgürlük, ZORUNLULUKLAR ve HIRSLARIN DIŞINA ÇIKARAK OKUYABİLME ÖZGÜRLÜĞÜYDÜ.




-Gezgin Poggio’nun Konstanz’dan geçtiği Almanya’nın Baden kentinde gördüğü KADIN-ERKEK BİRLİKTE EĞLENME ÖZGÜRLÜĞÜ, NEZAKET ve MUTLULUKtan çok etkilemişti. Kendilerinin maddi dünyadan bu şekilde zevk alamamalarına ve gülememelerine, hatta Baden’de gördüklerinin İtalya’da yaşanması halinde kesinlikle şiddete yol açacağını düşünerek üzülmüştü. Baden Poggio için tam bir EPİKÜROS KENTİ olmuş ve ZENGİNLİĞİN PEŞİNDEN KOŞMA, İŞİ SAPLANTI HALİNE GETİRME ve MUTSUZ OLMA KAYGISINDAN DOLAYI gerçek anlamda  MUTLU OLAMADIKLARINI yazmıştı.


DE RERUM NATURA (Evrenin Yapısı), kafiyesiz altılı ölçüyle üst düzey bir Latince ile yazılmış 7400 dizeden oluşmaktadır.
Lucretius tanrıların varlığına inanıyordu; ona göre denize Neptün/Poseidon, şaraba Ceres/Dionisos demek, bunlardan katkı sağlamak, ibadethanelere gitmek, insanın özgürlüğüydü ve rahatlıkla yaşanmalıydı. Karşı çıktığı, TANRILARIN İNSANLARIN YAPTIKLARINA KARIŞTIKLARI ve İNSANLARIN İBADETLERİNE İHTİYAÇ DUYDUKLARI düşünceleriydi.

Lucretius’un başlıca tezleri kısaca şöyle özetlenebilir:



1) Herşey GÖRÜNMEZ PARÇACIKLARDAN oluşur ve bu parçacıklar kalıcıdır; buna karşın gördüğümüz her biçim, hatta en dayanıklı görünenler bile geçicidir.

2) Tüm parçacıklar SONSUZ BİR BOŞLUKTA hareket halindedir; zaman gibi uzay da sınırsızdır.

3) EVREN, bu PARÇACIKLARIN RASTGELE HAREKETLERİ, ÇARPIŞMALARI ve “SAPMALARI” ile oluşur. Çünkü hep aynı şekilde, aynı aralıkla, aynı çizgide süren bir hareketlilik hiçbir yeniyi, farklılığı doğuramaz. ÖZGÜR İRADENİN KAYNAĞI da, işte bu SAPMADIR; çünkü hep aynılık ve belirlenmişlik, özgür iradeye fırsat bırakmayacak kadar kesindir.


4) DOĞA DURMADAN DENEY YAPAR ve TÜM CANLILAR KARMAŞIK ve UZUN DENEME YANILMA SÜRECİ içinde EVRİMLEŞMİŞTİR.


5) İnsanlık HAYATTA KALMAK İÇİN VERİLEN İLKELCE BİR MÜCADELE İLE başlamış ve DİL bu mücadeleye paralel olarak gelişmiştir.

6) Evren insanlar için yaratılmamıştır, insanlar benzersiz değildir ve tüm canlıları oluşturan parçacıklardan oluşur. Her birey biriciktir ama madde çok bol olduğundan bu durum her canlı için de geçerlidir.

7) BEN VARSAM ÖLÜM YOK, ÖLÜM VARSA BEN YOKUM (Epicuros’tan).








8) AŞIRI ARZU (greed) ve İÇİ KEMİREN KORKU, MUTLULUĞUN EN BÜYÜK ENGELLERİDİR.









9) İNSAN HAYATININ EN YÜKSEK AMACI, Epicuros tarzı ORTAKLAŞILAN DÜNYEVİ HAZZI ARTIRMAK ve ACIYI AZALTMAKTIR.
 



10) EVRENİN ve EŞYANIN TABİATINI ANLAMAYA ÇALIŞMAK, MUTLULUĞA GİDEN YOLU AÇACAK OLAN MERAKI UYANDIRIR.




Lucretius’un mutluluk tanımlayan dizelerinden küçük bir örnek:

       uzak bir yere çekilmektir tatların en güzeli,
       sımsıkı donanıp bilgi kuramlarıyla.
       yücelerden, yaşama çıkış yolu arayanları süzmek:
       amaçsızca tartışanları,
       gece gündüz, akıl almaz bir çabayla öncelik kazanmaya çalışanları,
       servetin, zenginliğin doruğuna varmayı
       ve dünyaya söz geçirmeyi bekleyenleri.


(*)Boş bırakılmış olan XXIII.Johannes ismi, Katolik dünyasının onuruyla ünlü ve Istanbul’da da görev yapmış olan A.Roncalli tarafından 1958’de Papa seçildiğinde alınarak doldurulur.


Reklamlar
Categories: MEDENİYETİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN KEŞFİN ÖYKÜSÜ, SAPMA, Stephen Greenblatt | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “MEDENİYETİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREN KEŞFİN ÖYKÜSÜ, SAPMA, Stephen Greenblatt

  1. Çok doğru düşünceler. Hayran kaldım. Notları alan ve ilşetene çok çok teşekkür ederim…
    Facebookda da paylaşıyorum….

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: