KOVBOY KIZLAR DA HÜZÜNLENİR Tom Robbins (Roman)




TOM ROBBİNS, Yazar, USA-1976 (Even cowgirls get the blues), TR-2012  (1. Baskı), Ayrıntı Yayınları, Çeviren: Sona Ertekin, 443 sf.


(Bekir Kuru hazırlamıştır)




*** “Oyunculuk uçarılık değil bilgeliktir” diyerek, paradoks ve çelişkiler üzerine kurulu oyuncul romanların yazarı Tom Robbins‘in başyapıtı sayılan Kovboy Kızlar da Hüzülenir’de kendine özgü neşeli üslubuyla karşı kültürün sözcülüğünü yapıyor.

1970’lerin anarşizan hippi kültüründen esinlenen uçuk ama eleştirel bir hikâyedir bu kitapta anlatılan. Aştan cinsel özgürlüklere, siyasi isyandan hayvan haklarına, bedene, doğaya, dine, hayata dokunan, dilin sınırlarını zorlayan “Kovboy Kızlar da Hüzünlenir” 1993 yılında Gus Van Sant tarafından sinemaya aktarıldı.

Anatomik bozukluğunu bir avantaja çeviren bir kadının tuhaf hikâyesidir bu. Sissy Hankshaw muazzam büyüklükte bir başparmakla doğmuştur. Bu sayede çok iyi otostop yapabildiğinden bütün ülkeyi dolaşır. Sonra…

“Bu o özel romanlardan biri, sihirli, sıcak, komik ve çılgın, yanınıza alıp uzaklara, gün batımlarına gitmek isteyeceğiniz.” (Thomas Pynchon) *** 


Doğa her zaman deneyler peşindedir (Trader Horn).

Ama planlar başka şeydir, kader başka. Denk geldiklerinde sonuç başarılı olur. Yine de başarıyımükemmellik gibi görmemek gerekir.




Başparmak evrimin bir mucizesidir.Çünkü başparmak sayesinde insan alet kullanabilir; alet kullanabildiği için algılarını genişletebilir…Medeniyetin mihenk taşıdır başparmak.




-Kültürümüz tütün kelimesini, Güney Richmondlıların bilgisi ya da onayı alınmaksızın, Karayipli bir Kızılderili kabilesinden, yani bize hamak, kano ve barbekü kelimelerini de bahşeden kabileden almıştı.


-Kahramanımız Sissy Hankshaw’ın, tetik delisi beyinlerimizin limbik sistemiyle tetiklenentrilyonlarca iç organsal/beyinsel reaksiyon arasından seçip “gerçek insani duygular” diye paye verdiğimiz o coşkun hormonal akışın ve renkli düşüncelerin arzularından muaf olduğu da sanılmasın.





Venüs’de atmosfer öyle yoğundur ki ışık demetleri köpük süngerden yapılmış gibi bükülürler. Işığın bükülmesi öyle inanılmazdır ki ufkun yukarı doğru eğilmesine neden olur.  Dolayısıyla insan Venüs’te ayakta durunca dimdik yukarıya bakarak gezegenin karşı tarafını görebilir.




Otostopun kalbi ve ruhu benim, korteksi ve medullasıyım, temeli ve kalbiyim…Ve hakikaten de hareket halindeyken, arabaları ardı ardına durdururken, öylesine özgür, öylesine dikkat çekici  ve zarif hareket ediyorum ki seks manyakları ve polisler bakakalıp  geçip gitmeme izin veriyorlar. İşte o zaman evrenin ahengi içme doluyor, evren olmanın nasıl bir şey olduğunu hissediyorum, bir vecd hali içinde var oluyorum. 



-Doğa Nijinsky’yi dans etmesi için yaratmıştı, beni trafiği yönlendirmem için. Ve kuşlardan söz açılmışken, kuşlar için aptal derler ama bir defasında bir muhabbet kuşuna otostop çekmeyi öğretmiştim.

Eskimoların karla ilgili elli iki kelimesi vardı, çünkü kar onlar için önemliydi, aşk için de bir o kadar olmalı (Margaret Atwood).

-Sissy için duran ilk araba adını Ottawa’nın büyük Kızılderili şefinden almıştı: Pontiac.

-Doğanın beni farklı kılmasından her zaman gurur duymuşumdur, bilirsin. Ben asıl toplumun sakatladığı insanlaraacıyorum. Doğanın deneylerine katlanabiliriz ve eğer çok çirkin değillerse onları avantaja çevirebiliriz. Ama toplumsal sakatlık sinsi ve görünmezdir, insanları canavara çevirir. Ya da fareye.

İnsan kendini tekrar edemez. Etmemeli de; dibini kazırsanhayatın tadı kalmaz.

Evlilik, erkekler için elverişli bir lojistik meselesi. Erkek yemek, yatak çamaşır, TV, kuku, çoluk çocuk- rahatı için ne lazımsa hepsini tek bir çatı altında elde ediyor, bunlara fazla kafa yorup ruhsal enerjisini tüketmesine de gerek kalmıyor. Sonra çıkıp hayat mücadelesine katılıyor ki varoluş da bu demek. Ama kadın için evlilik teslimiyet anlamına geliyor. Evlenmek bir kızın mücadeleden vazgeçtiği, savaş alanını terk ettiği, asıl ilginç ve anlamlı eylemi, bundan böyle ‘ona bakmayı’ üstlenen kocasına bıraktığı andır. Ne acıklı bir aylaklık anlaşması. Kadınlar erkeklerden uzak yaşarlar; çünkü aslında yaşamamışlardır. Elli yaşında kalp krizinden morarıp ölmek, genç kızlığından beri hayatın aksiyonundan bir gıdım tatmamış, sağlıklı yetmiş yaşında bir dul olmaktan iyidir.


Maalesef ki yavrucaklarım, basit aşk hikâyesi diye bir şey yoktur. En gelip geçici gençlik sevdası bile beynin anlayış menzilinin dışında kalacak denli karmaşıktır. Beynin, idrak edemeyeceği ya da etmeyeceği şeylerle uğraşmak gibi de tehlikeli bir alışkanlığı vardır.


Yazarımıza göre aşk baştan sona bir yolculuktur; duygusal anlamda büyük seyahatın kendisidir: Aşık ol, hem cenneti hem cehennemi ziyaret et, aynı fiyata ikisi bir arada. Kelimeler kifayetsiz kalıyor. Eğer gerçekçilik, süsleme sanatının elli yedi çeşidinden biri olarak tanımlanabiliyorsa, aşka dair gerçekçi bir değerlendirme yapılmasını nasıl umabiliriz ki?



-Chink konuyu özetliyor: Eğer zor olduğunu düşünürsen hayat zordur.

-Mohawklar daha çok gökdelen inşaatlarında kullanılır çünkü yüksekten korkmazlar.

-Tarihteki uygar kültürlerin hepsi olağandışı üyelerine karşı ayrımcılık yapmıştır. ‘Şizofreni’ uygar, Batılı bir terimdir. ’Cadı’ ya da ‘anormal’ de öyle; olağanüstü insanlara reva görülen acımasız ve tuhaf cezaları rasyonalize etmek için kullanılan terimler bunlar. Ama Kızılderili kabileleri, senin de bilmen gerektiği üzere, ucubelerini (!) özel varlıklar olarak görüyordu. Onların şizoidleri, özel bir yeteneğe, hayallerin gücüne inanan insanlar olarak görülüyor ve bu yüzden saygı görüyorlardı.

Sanatı güçlendirmek için biraz acı çekmek gibisi yoktur. Yaratıcılık zehirle beslenir.




Kol saatinizi bir ışık ışına taksaydınız saatiniz tik tak etmeye devam ederdi ama kolları hareket etmezdi. Çünkü ışık hızında zaman yoktur.





-Beyinlerimiz koca kıçlarını kaldırıp bir defa da bize kozmik bir el uzatsalar, zamansızlığı tam anlamıyla kavramamıza müsaade etseler, belki o zaman 
Einstein’in, “uzay”ı “aşk” diye tarif ederken ne demek istediğini zihnimizde, tabir yerindeyse, canlandırmaya çalışabilirdik.

-Einstein evrenin genişleyen hacminin ötesinde uzayın varlığının sona erdiğini, uğraşacak ne uzay ne de zaman kaldığını saptamıştı ve aşka dair de farklı bir şeyler keşfetmiş olabilir.





-Kızılderililer köse olduklarından genelde jiletleri yoktur.




Hayatın bize veremediğini bize vermek edebiyatın görevidir.

-Bir saatin sözde zamanı ölçmesi gibi, bir kitap da gerçekliği ölçebilir; bir saatin zaman yanılsaması yaratması gibi bir kitap da gerçeklik yanılsaması yaratabilir.





-Sissy’nin bilmediği bir şey varsa o da civarda at koşturan bir sürü küçük hanımın parmak izinden gittiğiydi. EEEE, KOVBOY KIZLAR DA HÜZÜNLENİR.





-Yaygınlaşmış yeteneklerin uzmanlaşmış dehadan üstün olduğuna dair bir kanıt yok ve sağduyudedikleri vasat düşüncenin sönmek bilmeyen o küçücük mum alevi, bugüne dek göklere çıkarılacak bir şey üretmemiştir.

Dinlerin insanların kafasını karıştırma yöntemi de bu değil mi zaten: gerçeğe dayanmayan güzel kavramlar.

…Ben de mutluyum kovboy kız olmaktan. Siyaset, hayatı değiştirmeye tutkun ama yaşama tutkusundan yoksun insanlar içindir.

-Yapılan son nörolojik araştırmalar, beynin, idrak edemeyeceği ilkelerle işlediğini gösteriyor.




-Swami Vivekanda bir defasında Buda’nın ve İsa’nın ikinci sınıf kahramanlar olduğunu söylemişti. ‘Gelmiş geçmiş en büyük adamlar kimse bilmeden göçüp giderler’ demişti.






Öpüşmek insanoğlunun en büyük icadıdır. Bütün hayvanlar çiftleşir ama yalnızca insanlar öpüşür.
Batı dünyasının en büyük başarısıdır öpüşmek.


-Dr.Robbins hastalarına şu tavsiyeyi yapmıştı: Her şeyden önce azıcık aklın varsa yenilgilerimiz kadar zaferlerimizin bedelini de pahalıya ödediğimizi şimdiye kadar öğrenmiş olman lazım. Devam et, çuvalla. Ama zekice, şerefinle, adabıyla başarısız ol. Vasat bir başarısızlık vasat bir başarı kadar çekilmezdir. Yenilgiyi kucakla! Onun peşine düş. Onu sevmeyi öğren. Başka türlü özgür olamayız hiçbirimiz.”


-Hayatta mutluluktan güzel tek bir şey vardır, o da özgürlüktür. Özgür olmak mutlu olmaktan daha önemlidir.





Saldırgan ve erkeksi bir sistem olan teknolojiyi olması gerektiği gibi, yani tedbirli, neşeli, özenli ve ancak doğayla tam bir işbirliği içinde kullanılacak bir araç olarak görmeliyiz.




-Gizlice sürgüne gönderilen bu Kızılderililerin (Saat insanları) tek bir ritüeli var: SAAT MEKANİZMASINI ÇALIŞTIRMAK, tarih tutmak/yazmak. Bıkkın, hüsrana uğramış, kendini gerçekleştirememiş insanları artık “zaman öldürmek” zorunda kalmayacağı; çünkü zamanın nihayet öldüğü bir zamansızlık halini iple çekiyorlar.



-Dr.Robbins uzun zamandır insanlığın karşısındaki temel sorunun zaman olduğuna inanıyordu. Çoğu psikolojik ve dolayısıyla toplumsal, siyasi ve ruhsal sorunların, zamandan kaynaklanan baskılarla ilişkilendirilebileceğini keşfetmesi olmuştu; daha doğrusu, uygar insanın zaman kavramıyla.

-İnsanoğlunun çevresine, diğerlerine ve kendine verdiği zarar, büyük ölçüde açgözlülükten kaynaklanır.
İster güç, ister mal mülk, ilgi ya da sevgi için olsun, açgözlülük de büyük ölçüde güvensizlikten kaynaklanır.
Güvensizliğin kaynağı büyük ölçüde korkudur.
Ve korkuların büyük kısmı da aslında ölüm korkusudur.

-Zaman olduğu sürece her şey mümkündür. Ama zaman durabilir.


İnsanlar özgür olmayı ne kadar isteseler, hatta özgürlüğe mutluluktan daha çok değer verseler bile, DNA’larında özgürlüğe karşı bir nefret vardır. Çağlar süren evrim süreci boyunca DNA’mız, hücrelerimize her birimizin evrendeki en kıymetli şey olduğumuzu ve bizi azıcık olsun riske atacak her eylemin evrensel çapta önem taşıyan sonuçlara yol açabileceğini fısıldadı durdu. ‘Dikkatli ol, rahatına bak, sorun çıkarma’ diye fısıldar DNA.

Güvenlik arzusu, hayatta kalma iradesi çok daha eski bir tarihe dayanır. DNA’nın çelişkili arzuları insanoğlunun pek çelişkili karakterini oluşturan temel bir paradoks yaratıyor günümüzde. Tam anlamıyla yaşamak için özgür olmak gerekiyor ama özgür olmak için de güvenlikten vazgeçmek lazım. Yani yaşamak için ölmeye hazır olmak gerekiyor.

Her şeye ağır basan hayatta kalma güdümüzden vazgeçebiliriz bir gün belki de. Bu yüzden de herkese risk almalarını,tehlikeye atılmalarını, endişeyi kucaklamalarını, emniyetsizlikleriyle gurur duymalarını, her tavuğa kış demelerini ve her zaman her şeyin tersine gitmelerini tavsiye ediyorum.

Gerçek denge, varsayılan düzen ve karmaşa dengelendiğinde ortaya çıkar. Gerçekten dengeli bir sistem, beklenmeyenin beklentisi içindedir, altüst olmaya hazırdır, dönüşüme uğramayı bekler.

Aynı şekilde dengeli bir kültür, hükumet ya da kurum da kendi sonunu kendi içinde inşa eder. Değişime açıktır, hatta devrilmeye bile. Zarif bir şekilde açıktır. İşte denge budur.

Kanun dışı yaşamak için dürüst olmak gerekir (Bob Dylan).


-O çirkin buruşuk üst yüzeyin, o serebral korteksin ikinci derecede hayvanlarda neredeyse yok gibi bir şey; ama evrimsel gelişmenin püf noktasını kapıp korteksin sayesinde üretebildiğin abartılı soyut düşüncelerin tadını bir kez alınca hacminin yüzde seksenini kaplayana büyüttün onu. Sonra elinden geldiğince havalı fikirleri arka arkaya patlatmaya, benim gibi çaresiz organlara emir vermeye, o fikirleri yerine getirmemiz ve şekillendirmemiz için bizi zorlamaya başladın. Böylece medeniyet ortaya çıktı.


Aşk daima kafamızı karıştırır; çünkü daima yanılsamayla madde, hatırayla arzu, tatminle ihtiyaç arasında gidip gelir.





-İnsan denen hayvanın evrene öpüşmeden ve gülmeceden başka katkısı olmamıştı belki ama bu kadarı da hiç fena sayılmaz hani.







-Bu hayatta gerçekten sihirli ve şiirsel alışverişler ancak iki insan arasındayaşanır. Bazen de o kadar ileri gitmez. Varoluşun gerçek zaferi çoğu zaman bireysel bilinçle sınırlı kalır. Ziyanı yok. Kendi gerçekliğimizin güzelliğini yaşayalım işte.




-Aslında Kovboy Kızlar da Hüzünlenir maksimum entropiye ulaştığı sonucuna varabilirdik. Tabii beklenmedik ve sarsıcı bir hadise söz konusu olmasaydı: haykıran turnaların davranışları.




Bir kadın ya da bir erkek, karşıtı olmadanvarolabilir ama yaşayamaz. Varoluş güzel olabilir ama asla bütün değildir.





Reklamlar
Categories: KOVBOY KIZLAR DA HÜZÜNLENİR, Tom Robbins | 2 Yorum

Yazı dolaşımı

2 thoughts on “KOVBOY KIZLAR DA HÜZÜNLENİR Tom Robbins (Roman)

  1. Çok beğendim…Teşekkürler!

    Beğen

  2. Beğendiğinize sevindim. Teşekkür ederim.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: