Julian Barnes HAYAT DÜZEYLERİ (Roman)


JULIAN BARNES, Yazar, UK-2013, TR-2013, Ayrıntı Yayın, Çeviri: Serdar Rıfat Kırkoğlu, 94 sf.
Man Booker Ödülü sahibi (“Bir Son Duygusu” kitabı ile).

***Yazar(1946- ), beyin tümöründen kaybettiği eşini (Patricia Zeytin Kavanagh; 1940-2008) düşünerek 4 yıl sonra yazdığı bu kitapta, duygularını, özellikle kitabın son bölümü olan DERİNLİK KAYBI’nda dile getirmiştir*** 



YÜKSEKLİK GÜNAHI:

Daha önce bir araya getirilmemiş iki şeyi bir araya getirirsiniz. Ve dünya değişir. İnsanlar bunu o zamanlar fark etmeyebilirler ama bu önemli değildir. Dünya yine de değişmiştir.


Balonculuk ÖZGÜRLÜĞÜ simgeliyordu; ne var ki rüzgarın ve havanın kuvvetlerine boyun eğmiş olan bir özgürlüktü bu. Baloncular çoğunlukla hareket mi ettiklerini yoksa yerlerinde mi durduklarını, irtifa mı kazandıklarını yoksa irtifa mı kaybettiklerini bilmiyorlardı. Balonculuğun ilk günlerinde, ellerinde bulunan bir avuç dolusu tüyü aşağı atarlardı, eğer balon aşağı iniyorsa bu tüyler yukarı doğru uçar, tersine, yükseliyorlarsa aşağı inerdi. Sonraları, tüy yerine yırtılmış gazete kağıdı şeritleri kullanıldı.



İrtifa, “her şeyi görece orantılarına ve HAKİKAT‘e indirgemektedir”. Kaygılar, pişmanlık ve tiksinti, yabancı şeyler olup çıkar: “Kayıtsızlık, horgörü, unutkanlık, nasıl da kolayca kaybolur…ve bağışlamacılık ağır basar.” Bir BARIŞ keşfedilir, YÜKSEKLİK AHLAKİdir. Kendimize uzaklardan bakmak, öznel olanı birdenbire nesnel kılmak: bu bizde psişik bir şok yaratır. Victor Hugo, havadan ağır araçlarla gerçekleştirilen uçuşların demokrasiye götüreceğine inanırdı: “Geo, Demos olacak” demişti.




-…hapishaneleri onaylamazdı ve jürilerin, “Suçlu mu?” diye değil, “TEHLİKELİ Mİ?” diye sormaları gerektiğini düşünürdü.

-Belki de dünya olgunlaşarak değil, sürekli YENİYETMELİK durumunda kalarak, heyecanlı keşifler yaparak ilerliyor.

-…değişimin önüne geçilemez, insan KENDİNİ YAPMADAN kalamaz.

DÜRÜSTLÜK ZEMİNİ:

-Daha önce bir araya gelmemiş iki insanı bir araya getirirsiniz ve dünya bazen değişir, bazen de değişmez. Düşüp yanabilirler yada yanıp düşebilirler. Ama bazen, yeni bir şey yaratılır ve sonra da dünya değişir. Birlikte, o ilk büyük heyecan içinde, yükseklere çıkma duygusunun o ilk coşkusu içinde, iki ayrı benliklerinden daha büyüktürler. Birlikte, daha öteyi görürler ve daha açık bir şekilde görürler.



-Yerdekiler olarak, kimi zaman tanrılara kadar erişebiliriz. Bazıları SANATLA  yükseliyor havaya, bazılarıysa DİNLE; çoğu AŞKLA. Ama havaya yükseldiğimizde, aynı zamanda düşebiliriz. Çok az yumuşak iniş vardır.

-Her aşk hikayesi potansiyel bir keder hikayesidir. Eğer önce değilse, daha sonra. Biri için değilse, öteki için. Bazen her ikisi için. Peki, o zaman niçin sürekli aşka özlem duyuyoruz? Çünkü AŞK, HAKİKATLE BÜYÜNÜN BULUŞMA NOKTASI.



-Hayatta bohem ya da serüvenci olabilirsiniz ama hayat yolunda yürüyebilmek için, ona karşı ayak direseniz bile -ona karşı ayak direrken bile– bir ORTAK MOTİFİN, bir düzenin size yardımcı olmasının peşinde koşarsınız.




Eğer DÜRÜST olmak ISTIRABA KARŞI BİR KALKAN  oluşturamıyorsa, o zaman belki de BULUTLARIN İÇİNDE OLMAK daha iyidir.





DERİNLİK KAYBI

-Daha önce bir araya getirilmemiş iki kişiyi bir araya getirirsiniz. Bu bazen, ateşle çalışan bir balonu bağlamanın ilk deneyinde olduğu gibi bir şeydir: Yere çakılıp yanmayı mı yeğlersiniz yoksa yanıp yere çakılmayı mı? Ama bazen de başarılı olur ve yeni bir şey yaratılır, dünya değişir.



-Abu Klea Muharebesi’nden (1885;Sudan) sonra, “zorunluluk gereği, gömülmeden bırakılmış ölü Araplardan oluşan çok büyük yığınlar” vardı. Ancak incelenmeksizin bırakılmış yığınlar değil. Her birinin kolunda, Mehdi tarafından yazılmış bir duayı içeren deri bantlar vardı: Mehdi askerlerine bu duaların İngiliz kurşunlarını suya çevireceğinin sözünü vermişti. AŞK da bize benzer bir İNANÇ ve YENİLMEZLİK DUYGUSU verir. Ve bazen, belki de sıklıkla başarılı olur.



-Hayatın ilk yıllarında, dünya kabaca, seks yapmış olanlarla yapmamış olanlar arasında ikiye bölünür. Daha sonra, aşkı tanımış olanlarla, tanımamış olanlar arasında. Daha sonra da -en azından şansımız varsa (ya da öte yandan, şanssızsak)- kedere katlamış olanlarla, katlanmamış olanlar arasında. Bu bölünmeler mutlaktır, geçtiğimiz DÖNENCELERdir.

KEDERLER birbirini açıklamazlar ama örtüşebilirler. Bu yüzden kedere kapılanlar arasında GİZLİ BİR ORTAKLIK vardır.

-Kederin, kedere kapılanların çevresindeki kişileri nasıl da ayıklayıp yeniden sıraya dizdiğini çabucak anladım: Dostların nasıl sınavdan geçirildiğini, bazılarının sınavı geçtiğini, bazılarının kaldığını. Eski DOSTLUKLAR PAYLAŞILMIŞ ÜZÜNTÜYLE DERİNLEŞEBİLİR ya da  BİRDENBİRE HAFİF bir görünüm alabilir. Gençler orta yaşlılardan daha başarılı, kadınlar da erkeklerden. Bu, insanı şaşırtmamalı ama şaşırtıyor. Ne de olsa, size yaşça, cinsiyetçe ve medeni durum açısından en yakın olanların durumu daha iyi anlayacağını beklersiniz. Ne büyük SAFDİLLİK!



-Bazıları ölmüş olan, hayatını kaybederek onlara ihanet etmiş olan kişiye kızıyor. Bundan daha akıldışı ne olabilir ki? Çok az kişi  İSTEYEREK ölür, hatta İNTİHAR edenlerin çoğu bile.

Hayatımda şayet “kötü bir şey” olacak olursa ne yapabilirim diye hayal etmiştim zaman zaman. Fransa’yı bir baştan bir başa tek başıma yürüyecektim ya da bu yapılamayacak gibi görünüyorsa, onun bir köşesini, özel olarak da CANAL DU MIDI boyunca, Akdeniz’den Atlantik’e kadar olan bölümü YÜRÜMEYE niyetliydim.

-Onu (eşi) bir daha görmeyeceğim, duymayacağım, dokunmayacağım, kucaklamayacağım, dinlemeyeceğim, birlikte gülmeyeceğim; bir daha asla ayak seslerini beklemeyeceğim, açılan bir kapı sesine gülümsemeyeceğim, vücudunu benimkine, benimkini onunkine uydurmayacağım.
…Kimi zaman insan en büyük KAYBEDENİN HAYATIN KENDİSİ olduğu duygusuna kapılıyor; gerçek yaslı olan hayat, çünkü artık karımın o GEMLENEMEZ MERAKINA konu olmuyor.

-…onu AHLAKEN de ÖZLEDİĞİMİ keşfettim.
…eğer etkilerinde ahlaki değilse, o zaman hazzın abartılı bir biçiminden başka bir şey değildir AŞK. 
…Karımla birlikte değil de onsuz, muhtemelen nasıl daha iyi bir kişi olabilirdim ki ben?

Keder, ZAMANI, onun uzunluğunu, dokusunu, işlevini yeniden biçimlendirir. Uzamı da yeniden biçimlendirir keder. Yeni bir haritası çıkarılmış YENİ BİR COĞRAFYAYA adım atmışsınızdır. Nirengi noktalarınızı, “Kayıp Çölü‘nü (rüzgarsız), Kayıtsızlık Gölü‘nü (kurumuş), Yeis Irmağı‘nı, Kendine Acıma Bataklığı‘nı ve (yeraltındaki) Bellek Mağaraları‘nı gösteren” şu on yedinci yüzyıl haritalarının birinden alıyor gibisinizdir.
Bu “yeni-bulunmuş-toprak”ta, DUYGUNUN ve ISTIRABINKİ dışında hiçbir hiyerarşi yoktur.


TANRI‘yı öldürdüğümüzde (Nietzsche) ya da sürgüne gönderdiğimizde, KENDİMİZİ de öldürdük. Buna o zamanlar yeterince dikkat ettik mi? Tanrı olmayınca, ÖLÜMDEN SONRA HAYAT YOK, BİZ YOKUZ. Onu öldürmekte haklıydık, bu kadim dostumuzu. Zaten ölümden sonra hayatlarımız da olmayacaktı. Ama üzerinde OTURDUĞUMUZ DALI KESTİK biz. Oradan, o yükseklikten görünen manzara- sadece bir manzaranın yanılsaması olmasına karşın- o kadar da fena değildi.
Tanrı’nın yüksekliğini kaybedip teknolojininkini kazandık; ama aynı zamanda derinlik kaybettik. Bir zamanlar, uzun zamanlar önce, ölülerin hala yaşadığı Yeraltı Dünyası‘na inebiliyorduk. Şimdiyse o METAFORU YİTİRDİK, sadece sözcük anlamında aşağılara inebiliyoruz: Yerin dibinde derin çukurlar, mağaralar keşfederek. YERALTI DÜNYASI yerine YERALTI.




RÜYALARDA hala aşağılara inebiliriz. Ve BELLEĞİMİZİ  ÇALIŞTIRARAK  inebiliriz. 






-Bir insanın MİZACINI, ARKADAŞLARINA ya da EŞİNE bakarak söyleyebilirsiniz.
…En büyük MUTLULUĞUN her zaman en büyük UYUMDAN geleceğine inanıyorum (O. Redon’dan). 
SOHBETİ SÜRDÜRMEK için evlenirsiniz (F.M. Ford’dan). Ölümün bunu engellemesine niye izin vermeli? Keder dönencesinden geçmemiş olanların çoğu kez anlayamayacağı bir şey bu: Birisinin ölmüş olmasının, bu kişinin canlı olmadığı anlamına gelmesi ama VAR OLMADIĞI ANLAMINA GELMEMESİ. 

BU YÜZDEN ONUNLA SÜREKLİ KONUŞUYORUM. Kayıp özel dilimizi canlı tutuyorum. Yabancılar bu konuşmaları eksantrik ya da “HASTALIKLI” yahut kendini aldatmaya yönelik bir alışkanlık olarak görebilirler; ama yabancılar tanımları gereği kederi tanımamış olanlardır. 
Kederin paradoksu: Yokluğu ile geçen dört yıldan sağ çıkabildiysem, onun mevcudiyetiyle geçen dört yıl yaşadığım için çıkabildim. 



-Gençlikte söylenen “Aşkı Aceleye Getiremezsin” şarkı nakaratı, yaşlılara “KEDERİ ACELEYE GETİREMEZSİN” şeklinde uyarlanabilir.

KEDERİ bir tek ÇALIŞMA ve ZAMAN yatıştırabilir (Psikiyatr Dr.Johnson’dan)




AŞK bir bakıma ölüme hazırlanmak demek. Öldüğünde, aşkınızda haklı çıktığınızı hissediyorsunuz… Arkadan çılgınlık geliyor. Ve sonra tek başınalık… Bir iş kadar düzenli bir sefalet bu yalnızca…[İnsanlar size şöyle der]: Bu kötü durumdan çıkacaksınız…gerçekten çıkacaksınız doğrudur bu…ama MAZOT KATMANINA BATMIŞ BİR MARTI gibi çıkacaksınız. HAYAT KARŞISINDA TÜYLERİNİZ KATRANA BULANMIŞTIR (Yazarın, 30 yıl önce, bir romanda 60 yaşında dul kalan bir erkek için yazdıklarından alıntısı).



ONUN SİZİN YAŞAMANIZI İSTEYECEĞİ GİBİ YAŞAMAYI SÜRDÜRMEK (belki de yapılması gerekendir).







  




Reklamlar
Categories: HAYAT DÜZEYLERİ, Julian Barnes, Roman | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “Julian Barnes HAYAT DÜZEYLERİ (Roman)

  1. Mükemmel….Dolu dolu bir özet.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: