Julian Barnes BİR SON DUYGUSU (Roman)





JULIAN BARNES, Yazar, UK-2011, TR-2013, Ayrıntı Yayın, Çeviri: Serdar Rıfat Kırkoğlu, 150 sf.
2011 MAN BOOKER ÖDÜLÜ





EVLİLİK, başlangıçta pudingin servis edildiği uzun ve sıkıcı bir yemektir.





-Aslında vasatı küçümseriz ama istatistiksel olarak vasata dahil olma şansımızın çok yüksek (bilime göre %95) olduğunu bilmeden veya unutarak yaparız bunu; İngiltere‘de yapılan bilimsel çalışmada, araba sürücülerinin %95inin (gerçeğin tam tersi), kendilerini vasatın üstünde sürücü olarak tanımlamaları, bu kibrimizin en önemli itirafıdır.





Lisedeyken kol saatlerimizi yüzü bileğimizin içine dönük gelecek şekilde takardık. Zamanı kişisel, hatta gizli bir şey gibi duyumsamamızı sağlıyordu.

Birine SORUMLULUK YAKIŞTIRMA meselesi bir çeşit kaçamak, diğer HERKESİ suçlanmaktan kurtarmak değil mi? Bazen de TARİHSEL SÜRECİ suçlamayıBİREYLERİ temize çıkarmanın bir yolu olarak kullanıyoruz.






-İngiliz orta sınıflarının sözde rafine SOSYAL DARWİNİZMİ her zaman ÖRTÜLÜ kalıyor; İngilizlerin CİDDİ OLMA konusunda CİDDİ OLMAMALARINDAN ise nefret ediyorum.





-Bir kız arkadaş edinmeyi BAŞARAMAMA deneyimi bile, hiç denememiş olmaya üstündür; bunun getireceği aşağılanma duygusu, genel bilgilerimize birşeyler ekler, bize negatif anlamda böbürleneceğimiz bir şey verir. Bir AŞK deneyimi ise, başarısızlıkla sonuçlansa bile (belki de özellikle başarısız sonuçlandığında) yaşama geçerlilik kazandıran, onun yaşanmaya değer olduğunu doğrulayan bir vaadi içerir.

-Çoğu kez en kuşkulu olan şey, geleceği göz önünde tutarak yapılan bir beyandır.

Şairler, romancılar gibi malzemelerini tüketmezler; çünkü malzeme denilen şeye aynı şekilde bağımlı değildirler.




TARİH, kazananların yalanlarıdır; ama aynı zamanda yenilenlerin  özyanılsamaları olduğunu hatırladığın  müddetçe. Belki de kazanmamış ve yenilmemiş olan hayatta kalanların anılarıdır. Diğer yandan, burnunuzun dibinde yaşanan tarihin en açık seçik olması gerekirken, en çok uçucu olması paradoksaldir.





-Bizim gençliğimizde, bir kızdan ne kadar çok hoşlanırsanız ve onunla ne kadar iyi uyum sağlarsanız, cinsellik şansınız o kadar azalmış gibi görünürdü.

Yaşamın istenmeden bağışlanmış bir armağan olduğunu düşünen insanın, hem yaşamın doğasını hem de bu doğanın birlikte geldiği koşulları incelemek için felsefi bir görevi vardır.

Zeki ve güçlü mizaçlı biri MANTIKLI-MATEMATİKSEL düşünür ve hareket eder, beynini bir atletin kaslarını kullanması kadar kolay kullanır, ışığa daha büyük ışığa ulaşmak amacıyla yönelir; çoğu insan ise İÇGÜDÜSEL bir karar verir, sonra onu doğrulamak için akıl-yürütme geliştirir ve sonucuna da SAĞDUYU der. 

Gerçekçilik diye adlandırdığımız durumlar, olan bitenle yüzleşmek yerine sonunda olanlardan kaçmanın bir yolu olsa gerek.


Yaşınız ilerledikçe, yaptıklarınızın liyakati olan ödüllendirmenin hayatın işi olmadığını anlamaya başlarsınız; hayatın sunduğu varyasyonlar acınacak ölçüde sınırlılaşır; zemini kaybetmemek için inatçılık artar; ama sadece gözler değil, içgüdüsel jestler, çok sayıda davranış tarzı ve kemik yapısı ise aynı kalır.

Gençlikte kendimize farklı gelecekler yaratırız, yaşlandığımızda ise başkaları için farklı geçmişler uydururuz.



-Kendi hayat hikayemizi ne kadar sık anlatırız, ne kadar sık düzeltmeler, güzelleştirmeler, kesintiler yaparız; Aslında kendimize anlattığımız bir hikayedir bu. 





Reklamlar
Categories: BİR SON DUYGUSU, Julian Barnes, Roman | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: