İNSAN DOĞASININ GELECEĞİ Jürgen Habermas




JÜRGEN HABERMAS, PhD, Prof, Filozof-Sosyolog, Frankfurt Felsefe Okulu Üyesi, Heidelberg-Frankfurt Universiteleri, Max-Planck Enstitüsü Direktörü, Amerikan Sanat-Bilim Akademisi Onur Üyesi, Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü Sahibi; ALM-2001, TR-2003, Everest Yayın (2.Baskı), Çeviren: Kaan H. Öktem, 176 sf.





-Kant’ın ‘herkese adalet ve iyi-doğru hayat öğretisi’  şeklinde tanımladığı etik, Adorno’ya göre bir tür hüzünlü bilim düzeyine düşmüştür. 


Siyasal liberalizme göre ise, ‘adil toplum’, ‘kişilere biçilen hayat süresince ne yapacaklarını’nı yine kişilerin kendi takdirlerine bırakmak gereklidir (Rawls)


Bu çıkarım, herkese aynı özgürlüğü garanti etmekte, etik bir benlik anlayışının gelişimini sağlayabilmekte ve insanların ‘iyi hayat’a dair kişisel tasarımlarını kendi imkan ve kararları doğrultusunda gerçekleştirebilme şansı tanımaktaydı.


-Artık tartışılan gerçeklik ise, iki farklı kromozom setinin önceden belirlenemez kombinasyonundan oluşan döllenme sürecinin var olmayışıdır.  Bu farklılık, kişiler-arası ilişkilerimizin eşitlikçi doğasını tehdit eden bir niteliğe kavuşmaktadır. 

Çünkü günün birinde yetişkinler, çocuklarının genetik donanımını kişisel arzu ve isteklerine göre seçip, bu çocukları adeta belirli bir tasarıma sahip biçimlendirilebilir ürünler haline dönüştürdüğünde, ‘yeni kişi’nin etik özgürlüğüne müdahale etmiş olurlar. Halbuki bu, şimdiye kadar insanda değil, sadece eşya üzerinde uygulanmasına izin verilen bir tasarruftu. 

Bu durumda çocuklar, genom üreticilerinden hesap sorabilecek, hayat öykülerinin kendileri için uygun olmayan organik başlangıç şartlarının doğurduğu sonuçlardan onları sorumlu tutabileceklerdir. Bu yeni sorumluluk yapısı, kişi ile eşya arasındaki sınırın ortadan kalkmasından doğmaktadır.




-Birisi ötekisi için geri döndürülemez, onun organik materyaline derinlemesine nüfuz eden bir karar verdiğinde, özgür ve eşit kişiler arasında esasen var olan sorumluluk simetrisi sınırlandırılmış olur.




Yeni teknolojiler, bizatihi kültürel hayat biçimlerine ilişkin doğru anlayışın ne olduğu üzerine kamusal bir söylem geliştirmektedir. Ve artık filozofların, bu tartışma konusunu biyo-bilimcilere ve bilim-kurgu meraklısı mühendislere terk etmeleri için hiçbir sağlam neden ve gerekçeleri kalmamıştır.

Geleceğin annebabaları aşırı özbelirlenim hakkını talep ederlerken, geleceğin çocukları için özerk bir hayat sürdürebilme şansının garanti edilmesini savunmak da haklı ve adil bir talep olacaktır (A.Kuhlmann’dan).



Sekiz hücreli aşamadaki embriyonu genetik bakımdan kontrol etmek, herhangi bir hastalığa yol açıp açmayacağına bakmak artık mümkündür. Bu yönteme, özellikle genetik hastalık taşıyan annebabalarda risk önleme amacıyla başvurulmaktadır. Diğer yandan da kök hücre ve klonlama deneyleri ile organ naklinde kullanılabilecek yeni kişiye özel organ geliştirilmeye çalışılmaktadır. 


Sadece bu amaçlarla tanımlandığında, bu çalışmalar, halk tarafından ahlaken geçerli ya da hukuken kabul edilebilir olarak değerlendirilecektir. Fakat çalışmaların sermaye piyasasının kar güdüsü ve ulusal hükumetlerin başarı hırsıyla yürütülüyor olması, kamuoyu önünde uzun uzadıya yürütülmesi gereken açıklama ve tartışma süreçlerini ezip geçme tehdidini doğurmaktadır.



Sorun, biyo-teknolojik ilerlemeye engel olan ‘sosyo-ahlaki prangalar’ın tıbbi ve iktisadi sebeplerle gevşetilmesindedir. 


Ahlaki düzenlemeler hem fiziğimizi bedensel incinmelere, hem de kişiyi içsel ya da sembolik yaralanmalara karşı aynı anda koruyan kırılgan yapılardır. Bireysel özne, toplumsal ilişkiler yoluyla oluşmakta ve sağlam kabul görme ilişkilerinin oluşturduğu ağ bütünü içinde istikrar kazanabilmektedir. Anne karnındayken asla ‘zaten’ kişi olmayan varlık, ancak dil toplumunun kamusallığında bir birey ve akıl sahibi bir kişi haline gelmektedir.




-Hekimlerin klinik müdahaleleri hasta ile ‘işbirliğine dayalı’ iken, genetik müdahale yeni bireyin işbirliği olmaksızın gerçekleştirilmekte, özne nesne haline gelmektedir. Teknik olarak yapılan, inşa etme değil, müdahale etme biçimindedir. Doğal insan ‘seri sonu ürün’ haline getirilmeye çalışılırken, robot-insan tasarımlarının peşinde koşulmaktadır. 


Hiç kimse başkasına, ilkesel düzeyde tersine çevrilemez (genetik müdahaleler) bir tarzda bağımlı olmamalıdır. İleride yaşayacak olanlar, ölenlerin kulu olmamalıdır.




Öyleyse, tür-kimliğimizin muhtemel değişiminden duyduğumuz endişenin yarattığı  duygusal direnmeyi,  TOPLUMSAL MÜZAKERELERLE,  AKILCI AHLAK  ve  İNSAN HAKLARI   üzerinden KURABİLİRİZ. 


Reklamlar
Categories: Jürgen Habermas, İNSAN DOĞASININ GELECEĞİ | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “İNSAN DOĞASININ GELECEĞİ Jürgen Habermas

  1. Teşekkür ederim….

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: