Herbert Marcuse ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE BİR DENEME


HERBERT MARCUSE, Filozof, PhD, Prof, Frankfurt Okulu, Harvard-Columbia Üniversiteleri, ING-1971, TR-2013, Ayrıntı Yayınları, Çeviren: Soner Soysal, 92 sf.







Ütopya olarak suçlanan şey artık “yeri olmayan” ve tarihsel evren içerisinde yeri olmayacak olan şey değil, meydana gelmesi yerleşik toplumların güçleri tarafından engellenen şeydir.




Sorun, bireyin ihtiyaçlarını başkalarına zarar vermeden nasıl karşılayacağı değildir; aksine sorun, kendine zarar vermeden, köleliğinin devam etmesini sağlayan sömürücü aygıta olan bağımlılığını kendi arzuları ve doyumları aracılığı ile yeniden üretmeden ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı sorunudur.



Toplum boğucu bir bollukta mala ürettiği ve kurbanlarını her yerde yaşam ihtiyaçlarından yoksun bırakırken bu malları ahlaksızca sergilediği için müstehcendir; politikacılarının ve eğlendiricilerinin sözcüklerinde ve gülümsemelerinde, cehaletlerinde ve besleme entelektüellerinin bilgeliklerinde müstehcendir.



Ahlak, organizmanın, belki de şiddete karşı koyma ve daha fazla yaşam birimi üretme ve koruma yönündeki erotik dürtüden kaynaklanan bir eğilimidir.

Tüketici ekonomisi ve şirket kapitalizminin politikası, insanı meta biçimine saldırganca ve libidinal olarak bağlayan ikinci bir insan doğası yarattı. Sahip olma, tüketme, küçük aletleri, aygıtları, araçları, makineleri kullanma ve sürekli yenileme ihtiyacı halka sunulmuş ve kabul ettirilmiştir; çünkü bu malları kendini yok etmek pahasına bile olsa kullanmak, “biyolojik” bir ihtiyaç haline getirilmiştir. Bu biyolojik boyut, yani ihtiyaç ve doyumlar, kölece bir yaşamı yeniden ürettikleri sürece, özgürleşme ancak bu bağın yok olmasıyla, yani insanın bir tüketici olarak satın alarak ve satarak kendini tüketişinin ortadan kalkmasıyla gerçekleşebilir.

Gelecekte özgürlük ve mahremiyet anti-sosyal lüksler olmaya ve bunların elde edilmesi ise ciddi sıkıntılar içermeye başlayabilir. Bunun sonucunda, doğanın tüm fantezilerinin ve el değmemiş yerlerinin yok olduğu, bereketli ve kirlenmiş bir dünyada, denetim altında tutulmayı ve korunaklı bir yaşamı genetik olarak doğal  bir şey gibi algılamaya yatkın bir insan soyu doğal ayıklanma yoluyla ortaya çıkabilir. Bu durumda, denetim altındaki bir ortamda, diyetleri denetim altında tutulan evcilleştirilmiş çiftlik hayvanı ve laboratuvar kemirgeni, insan araştırmalarının gerçek modeli haline gelebilir.

Gelecekteki yaşam için gereken etkenler sadece gıda, doğal kaynaklar, güç kaynakları ve beden makinesinin ve bireysel işletme faaliyetlerinin gerektirdiği diğer unsurlar değildir. Özgürlük, bağımsızlık, mahremiyet, inisiyatif ve bir miktar açık alan olanağı da yaşamın insani niteliklerini sürdürmek için o kadar önemlidir (R.Dobus’tan).




Özgürlüğün elde edildiğinin işareti, artık kendimizden utanmıyor olmaktır (Nietzsche’den); böyle hisseden kadın ve erkeklerin imgelemleri akıllarını biçimlendirecek ve üretim sürecini yaratım süreci haline getirecektir.



Özgürlük aslında büyük ölçüde teknik ilerlemeye, bilimin ilerlemesine bağlıdır. Bu sağlayabilmesi için de bilim ve teknolojinin şimdiki yön ve amaçlarını değiştirmeleri, yeni duyarlığa, yaşam içgüdülerinin taleplerine uygun olarak yeniden inşa edilmeleri gerekmektedir. Ancak o zaman sömürünün ve çok çalışmanın olmadığı bir insan evreninin biçimlerini tasarlayıp planlayabilecek bir bilimsel imgelemin ürünü olan özgürlüğün teknolojisinden söz edilebilir.



Yaşam içgüdülerinin saldırganlık ve suçluluğun üzerine çıkışını ifade eden yeni duyarlık, toplumsal ölçekte, adaletsizliğin ve sefaletin yok edilmesine olan yaşamsal ihtiyacı artıracak ve “yaşam standart”ının ilerideki evrimini biçimlendirecektir. Teknik, sanat olma ve sanatta gerçekliği biçimlendirme eğiliminde olacaktır: imgelem ve akıl, yüksek ile alt yetiler, şiirsel ve bilimsel düşünce arasındaki karşıtlık geçersiz hale gelecektir.






Yeni bir Gerçeklik İlkesi‘nin ortaya çıkışı, yeni bir duyarlık ve bilimsel zekanınözürleştirici sanat (deneyimin nesnelerini yeniden kurarak değiştiren sanat) ile özgürleştirici teknolojinin (sömürünün ve çok çalışmanın olmadığı bir evreni tasarlayacak, sanat olma eğiliminde ve sanatta gerçekliği biçimlendirme eğilimindeki teknoloji) yeni  estetik ethos‘un yaratılmasında birleşmesiyle gerçekleşebilir.



Yeni duyarlılık ve yeni bilinç, YENİ “DEĞERLERİ” tanımlamak ve iletmek için YENİ BİR DİL” talep eder; sözcükleri, imgeleri, jestleri, tonlamaları da içeren, tahakkümün söz dağarcığından kopmuş, geniş anlamda bir dil.


Estetik etik, püritenliğin karşıtıdır. Estetik ahlak, sistematik işkence gören ve toplu kıyıma uğrayan insanların her gün duş almaları konusunda ısrar etmez; profesyonel işkence yapanların temiz elbiseler giymesi konusunda da ısrar etmez. Fakat yeryüzünün kapitalizmin ruhunun ürettiği maddi çöpten ve bizzat bu ruhtan temizlenmesinde ısrar eder. Ayrıca, bu ahlak biyolojik bir zorunluluk olarak özgürlükte ısrar eder: Yaşamın korunması ve iyileştirilmesi için gerekli olan baskı dışındaki herhangi bir baskıya fiziksel olarak tahammül edemez.


Gerekli fiziksel enerjinin azalması ve yerini zihinsel enerjinin alması ile üretim sürecinin artan teknolojik niteliği ve işgücünün soyutlaşması, sömürü sistemi olarak kullanılmayan ileri derecede otomatik makine sistemi, daha önceleri öngörülmüş olan emekçinin üretim araçlarından uzaklaşmasına izin verebilir; emekçinin, maddi üretimin “ana etkenleri” olmaktan çıkıp onun yönetici ve düzenleyicisi olmasına, zorunluluk alanı içerisinde özgür öznenin ortaya çıkmasına neden olabilir.



Doğanın teknoloji ile dönüşümü, şeyleri daha hafif, kolay ve sıradan yapma, yumuşatma ve böylece estetik formlara giderek daha fazla duyarlı ve tabi kılma eğilimindedir. Bu kolay elde edebilme ile paradoks şekilde yoğunlaşan hayat mücadelesi, insanlar arasında yaygın bir saldırganlık yaratır ve bu yaygın saldırganlık, siyah-beyaz, yerli-yabancı, zengin-yoksul vb. herhangi bir hedefe isabet eder.



Diğer taraftan, uluslararası ortak çıkarlar etrafında yeni ve kendiliğinden dayanışmalar ve gösteri-yüzleşme-isyan zemininde gelişen YENİ ÖZNE ortaya çıkar; diyalektik değişim öncesi bir aydınlanma dönemidir bu.  İsyancılar, kurumsallaşmış politikanın dehşet verici ÖLÜMCÜL CİDDİYETİNE karşı maske düşürücü araç olarak ALAYCI İTAATSİZLİĞİ kullanırlar.



Eşyanın insan üzerindeki hakimiyetinden kurtuluş, özgürlüğün bir ön koşuludur. Özgür bir toplumda insanların ne yapacakları sorusunun yanıtını, meselenin tam kalbine isabet edecek şekilde zenci bir kız çocuğu vermiştir: HAYATIMIZDA İLK KEZ, NE YAPACAĞIMIZ HAKKINDA DÜŞÜNMEK İÇİN ÖZGÜR OLACAĞIZ.”

Reklamlar
Categories: ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE BİR DENEME, Herbert Marcuse | 2 Yorum

Yazı dolaşımı

2 thoughts on “Herbert Marcuse ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE BİR DENEME

  1. Bugüne dek okuduğum kitaplar içerisinde, yorumlarına ve öngörülerine büyük hayranlık duyduğum ve kendi dünyama çok yakın bulduğum birkaç kitaptan biri.

    Beğen

  2. Marcuse'den üzerinde çok düşünülecek soyutlamalar için teşekkürler.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: