DÜNYANIN YENİ AKLI Christian Laval, Pierre Dardot


-PIERRE DARDOT, Felsefe;
-CHRISTIAN LAVAL, Prof, Sosyoloji, Paris X Uni;

FR-2009, TR-2012, Bilgi Üni Yayın, Çeviri: Işık Ergüden, 451 sf.

NEOLİBERALİZM, mali krizle birlikte yokolup gidecek geçici bir ideoloji olmadığı gibi, sadece ekonomik bir politika da değildir; yaşama, hissetme ve düşünme, yani içine itildiğimiz bir DAVRANMA ŞEKLİMİZ, başkalarıyla ve kendimizle ilişki kurma biçimimizdir. 

Neoliberalizm, çağdaş kapitalizmin AKLI’dır. Bir YAŞAMA NORMUNU tanımlar ki bu norm, genelleşmiş bir rekabet içinde yaşamayı buyurur, toplumsal ilişkileri piyasa mantığına göre düzenler, birey dahil herşeyi dönüştürür; BİREY kendini bir ŞİRKET olarak tahayyül eder.



-Neoliberalizm liberalizden farklı olarak, piyasanın “görünmez el denilen doğal bir hal olmadığı ve “DEVLETİN İNŞA EDİCİ PROJELERİ ve ŞİRKETLERİN REKABETİYLE oluşturulduğu” fikri ile hareket eder. 

Devlet GECE BEKÇİSİ görevinden genel çerçeveyi kuran/gözeten ve onun içinde kendisi de rekabet normuna tabi olan UYANIK BEKÇİ rolüne geçmiştir. Bunun için ise KAMU HUKUKUNUN tedrici olarak içini boşaltarak ÖZEL HUKUKU kendine ve şirketlere-bireylere hizmet eder hale getirmektedir. Böyle bir evrensel-şirketsel rekabet, bireyi de YÖNETİLECEK ŞİRKET ve meyve verecek SERMAYE haline getirmektedir. 




Özel Hukuku yürütmek için KARARNAMELER ile DENETİMLER AŞILMAYA çalışılmakta, POLİS öne çıkarılmaktadır. İDARE sadece bir TEKNİK olarak görülmektedir; Kkamu malı, kamu yararı, sosyal haklar, yurttaşlık hakları sorgulanır olmuştur. 

Artık katkı yoksa hak da yoktur evresine gelinmiştir. Hiçbir şey kazanmadan hiçbir hakkı olmayan birey sözkonusudur.




ALT-YURTTAŞLAR kategorisi ve YOKSUL GETTOLARI imal edilerek TOPLUMSAL DIŞLAMA mekanizması yaratılmaktadır.

POLİTİK anlamda devredilemez haklara sahip yurttaş insanın AMAÇ konumu” ile  kendi çıkarı peşinde koşan EKONOMİK insanın ARAÇ konumu” arasındaki denge bozulmuş, SERMAYENİN DENETLENEMEZ YASALARININ KÖLESİ olma durumu ortaya çıkmıştır.

-Sürekli evrensel rekabet halindeki girişimci benlik yönetimi, bir nevi “ŞİRKET-BİREY” yaratmış,  çok kolay işten çıkarılabilme şiddetiyle oluşan korku ise bu bireyin YENİ-KÖLELEŞMESİNE yol açmıştır. 

Arzularının ve sistemin kölesi haline gelen Şirket-Birey, kendisine uygulananları,  BAŞKALARINA UYGULAMAYA ve onların da şirket için köleleşmesine çalışmaktadır; zihniyet içselleştirilmiştir. 

Yani M.Weber’in KAPİTALİZMİN ÇELİK KAFESİ olarak adlandırdığı şey, BİREYSEL KÜÇÜK KAFESLER üretmektedir.

-Gerçekte PERFORMANS-YETERLİLİK ölçüsü, bir hiyerarşinin son derece keyfi tutumu olmadan işleyemez; performans-yeterlilik ölçümünde esas hedeflenen ölçümün doğruluğu değil, bireyin şirkete “KENDİNİ ADAMASININ ve BAĞLILIĞINI KANITLAMASININ” iktidarının kurulmasıdır. Bu mantık VAROLUŞ BİÇİMİNE ulaşıp çocuk-öğrenci dahil tüm yaşama sirayet ederek YENİ BİR ETİK olarak yayılmaktadır.

-Bu kendilik girişimlerinde esas merkez, insanın en mahrem alanı olan ARZUNUN AKILSALLAŞTIRILMASINDA yatar. Yani “kendi performansını yükselterek kendi yaşamına hakim olan, arzularını bu gelişime paralel olarak ayarlayan, yaşam boyu eğitim ve istihdam edilebilirlik peşinde koşan, enerjik-hırslı-sorumluluk alan birey” olmak hedeflenir ve ETİK haline getirilir. 
Mücadele, güçlülük, canlılık ve başarı yüceltilerek çalışmak KENDİNİ GERÇEKLEŞTİRMENİN ve VAR OLMANIN biricik yöntemi olarak tekrarlanır durur.

-Çalışan Şirket-Birey, kendini artık emekçi olarak değil, piyasada hizmet satan, müşteri bulan, fiyat saptayan, maliyeti yöneten ve AR-GE yapan birisi olarak görmektedir (B.Aubrey). Bu yapılanlar ise sadece şirkete hizmet değil, KENDİNE DEĞER KAZANDIRMA SÜRECİ‘dir.  

Kişisel yaşam ile çalışma yaşamı ENTEGRE olmuştur; çalışma aidiyet alanıdır artık.

-Her şeyde, dünya ve şirket değiştirilemez-dokunulmaz olduğuna göre, geriye sadece KENDİNİ YARATMAK ve GELİŞTİRMEK kalmıştır” düşüncesine hizmet edilir.  


Manager artık BİLGE-USTA olarak görülmektedir ve coaching, NPL, AT, guru, ekol gibi yöntemlerle ona ulaşılmaya çalışılır. Tüm egzersizler, hem KENDİSİNE MOTİVASYON KAYNAĞI olarak yüksek performans gösterme çileciliğini hem de karmaşa ve rekabetin tüm yükünü bireye yükler. 

Bir Doktor hem KAR EDİCİ davranmalı, hem de YATAKLARINI MÜMKÜN OLDUĞUNCA ÇABUK BOŞALTMALIDIR; Ticari zihniyet, İNSANİ İLİŞKİNİN ÖNÜNDE yer almaktadır.

-Başka bir yönüyle de, kişinin kendi arzularına boyun eğerek tüm riskleri kuşanması ortaya RİSK TOPLUMUNU çıkarmıştır (Ulrich Beck). Devletin üstlendiği sosyal güvenlik kurumlarının yerini bireyin üstlendiği risk sözleşmeleri almakta, Sosyal-Toplumsal risk, BİREYİN YAŞAMSAL RİSKİNE dönüşmekte, kolektif yapıların yerine ise yardım gişeleri geçmektedir.  

İŞ-EŞ-SAĞLIK sürekli risk altındadır ve KOLEKTİF YAPILARDAN ve GELENEKTEN KOPAN BİREY herşeyi bu SÜREKLİ RİSK ALGISINA göre yaşamaktadır (U.Beck).

Sporcular NEOLİBERAL PERFORMANS-HAZ DÜZENEĞİNİN en somut örneği; SPOR ise, TANRILARIN, YARI-TANRILARIN ve MODERN KAHRAMANLARIN  sergilendiği  BÜYÜK TOPLUMSAL TİYATROLAR haline gelmiştir. Sporcular kendilerinin girişimcisidirler ve bağlılık-sadakati önemsemeden EN ÇOK PARAYI VERENE GİDERLER; beden bakımı, kendini geliştirme, aşırılıktan büyülenme ve haz, aktif boş zaman kullanımından haz alma, sınırları aşma özelliklerinin tamamını taşırlar. SURVIVOR yarışmaları ise NEOLİBERAL MANTIĞIN, EN YETENEKLİNİN HAYATTA KALMASININ ve PERFORMANS/HAZ DÜZENEĞİNİN sahnelenmesidir.



Cinsellik bile performans normuna tabi kılınmış, ilişki sayı ve süresi, orgazm kalitesi, partnerlerin çeşitliliği, pozisyon sayı ve tipleri, her yaşta cinselliğin sürdürülmesi, psikolojik söylem-analiz-teşvik konusu olmuş ve genelleşmiş rekabet zihniyeti üzerinden tanımlanan “NORMAL STANDARTLAR” hedef haline getirilmiştir.


-Artık “gerekeni üretmek” ve “ihtiyacı tüketmek” söz konusu değildir; yeni özneden DAİMA DAHA FAZLA ÜRETMESİ DAİMA DAHA FAZLA TÜKETMESİ ve DAİMA DAHA FAZLA HAZ ALMASI yani HAZZA BAĞIMLI HALE GELMESİ beklenmektedir.  

PERFORMANS  GÖREV, HAZ İSE BUYRUKTUR artık. Bunların dışındaki herşeyi unutan yeni-özne’nin marşı ‘we are the champions‘dur ve kaybedenlere zaman yoktur artık (NO TIME FOR LOSERS).  

Erdem olan “DENGE” yerini “PERFORMANS”a bırakmıştır. Hatta sürekli DAHA ÖTESİNİ ARAMAK” zorunda olan birey, KENDİNDEN DE ŞÜPHE etmeye başlamıştır.




Entelektüel Teknoloji olarak adlandırılan psikolojik söylem de bireyin kendinin dönüştürmeyi öğreneceği PSİŞİK ORTOPEDİ TEKNİKLERİ üretmektedir. Bu söylemler, insanı ekonomik kaynak olarak ele alan iktisadi deyimlerle çakışmakta ve şirket içi uyum, aidiyet ve iletişim geliştirmeye yönelik terapi ve ikna yöntemleriyle en iyi uyum sağlayanın en MUTLU olacağı yönünde UYUMLAYICI PSİKANALİZ uygulamaktadır. 



Artık dürtülerin kontrol altına alınmasına ilişkin psikolojik söylemin yerini de DÜRTÜLERİN ENERJİ KAYNAĞI olarak TEŞVİK edilmesi ve performansın özgürlük için yükümlülük olarak algılanmasının sağlanması almıştır. 

-Topyekün kendini adayan şirket-özne, en ufak bir TALİHSİZLİK durumunda, kolektif-toplumsal işleyişin olmamasının yalnızlığı içerisinde, SON DERECE YOĞUN PSİKOLOJİK SIKINTIYA girer; UTANÇ ve DEĞERSİZLEŞME yaşar.



-İşyerindeki proje, misyon ve ekiplerin sürekli değişmesi, BİREYİN KARAKTERİNDE de istikrarsızlık ve erozyon yaratır; Zzamanını yönetme özerkliği tehlikeye girer, ÖZELE (ilişkiler, aile, hobiler) ayrılan zaman ve benlik GEÇİCİLEŞİR

Herşeyin kaotik ve geçici olduğu bu ortamda BİREY PARÇACIKLARIN  KOLAJIDIR (R.Sennett). 



YENİ-ÖZNELER NASIL BİR ARADA TUTULABİLİR? 

“Yeteneksiz ve kötü” yoksullara, tembellere, yük olan yaşlılara ve rakip olan göçmenlere  NEFRET,  yeni-öznelerin biraradalığı için ZAMK olabilir. 

Madalyonun diğer yüzünde ise GÜNÜN BİRİNDE KENDİSİNİN DE ONLARIN DURUMUNDA KALMA RİSKİ yer alır. Bu ikiye yarılmanın getirisi, son 20 YILDA 7 KAT ARTAN DEPRESYON‘dur ve performans kültürünün eseridir.  


Sürekli risk ve hareket/çaba gerekliliği, kişinin KENDİSİNDEN YORULMASINA neden olmakta; yetersizlik, işlevsizlik, kaybetmişlik hissi TOPLUMSAL BAŞARISIZLIK ve GENELLEŞMİŞ DEPRESYON olarak kendini göstermektedir.



-Genelde kullanılan doping, İLAÇLAR‘dır.  

EKRAN ve TÜKETİM BAĞIMLILIĞI da sıklıkla buna iştirak eder. Her türlü kurumsal idealin zayıfladığı, etiksizleşen ve ilkesizleşen ortam, YENİ BİR PSİŞİK EKONOMİ yaratmıştır. Kararsız oyuncu durumundaki birey, birgün ARABASINI, birgün PARTNERİNİ, birgün CİNSİYETİNİ değiştirerek KİMLİK BULMAYA çalışır.  

Mevki, görev, şirket, kulüp ve marka KİMLİK” YAPILMAYA Ççalışılır. “KİMLİK” DEĞİŞKEN ve TÜKETİLEBİLİRDİR ARTIK.



EBEVEYNİN yeterince kazanamaması ve trendlere hakim olamaması, çocuk için onları YABANCI biri haline sokar. DİN ve SİYASETİN de gözden düşmesiyle geriye sadece PİYASA ve VAATLERİ kalır; KİTLE PSİKOTİKLEŞİR (Deleuze-Guattari).  

NESNEYLE KURULAN SAPKIN İLİŞKİ herşeyin yerini almıştır ve herşey takas veya pazarlık konusu yapılabilir. Başkalarının mallarına ve yaptıklarına imrenme, başkalarıyla HAZ üzerinden kurulan ilişkiler yaygınlaşmaktadır. 





Kazanan/kaybedn düzlemine indirgenmiş olan ilişkiler, YETERSİZ (?) görülen partnerin FIRLATILIP ATILMASINA yol açmıştır. Haz peşinde koşan bireyin açmazı İMKANSIZ TAMLIK ÖZLEMİ‘dir ve her zaman kendisini sınırlı-kısmi hissetmesine neden olmaktadır (Lacan).




CEHALET, PARANIN KÜSTAHLIĞI ve TAHAKKÜMÜN KABALIĞI, SİNİZM, AŞAĞILAMA, DARKAFALILIK,  HAREKETLERİNE HAKİM OLAMAMA,  “verimlilik” adına yönetmenin sonuçlarıdır. 

Performansın tek ölçüt olduğu bir durumda,  VİCDANA, DÜŞÜNCE-İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE, YASAL ve DEMOKRATİK KURUMLARA saygının ne önemi olabilir ki? 



Sadece Yönetici seçimine indirgenmiş bir DEMOKRATİKSİZLEŞME, TOTALİTER BİR DEMOKRASİ, ÇOĞUNLUĞA DAYANDIRILMIŞ ZORBALIK söz konusudur.

-Mevcut kurumların (aile, okul, sendika, parti vb.) çözülmesine hayıflanmak tamamen kısır-döngüdür; neoliberal performans sistemini anlamak, denetleme-gözetleme-tıbbi fişleme teknolojilerini incelemek, tıbbi-psikolojik disiplinlerin ekonomik söylemelere nasıl eklemlendiğini ortaya koymak gerekmektedir. 

Henüz performans-haz yöntemi GERİ DÖNÜLMEZLİK ve KESİNLEŞMİŞLİK noktasında DEĞİLDİR; ölçüsüzce hazza yönelen bireylerin taşkınlıklarını ve suça bulaşmalarını önleyecek kamusal bir düzenin nasıl sağlanacağı ve bireyin nasıl programlanacağı ciddi sorunlardır. 

Bu amaçla BİYOLOJİDEN yararlanma çok artmış, BİYO-SOSYOLOJİ, NÖRO-EKONOMİ gibi bilim dalları kaynaşmaları revaçta olmaya başlamıştır.



Yönetim TANZİM etmektir ve İNSAN ve NESNELERİN tümünü kapsar. 

SOL şimdiye kadar hep KÖTÜ olan REKABETİN akılsallığının yerine İYİ olan DEVLETİN akılsallığını koymaya çalışarak yönetmeyi düşündü.  

Neoliberalizm ise yeni ÖZNESİNİ YARATMIŞ ve kendi hedeflerini ONA İÇSELLEŞTİRMİŞTİR. Bu akılsallıktan çıkmak, HAPİSANEDEN FİRAR ETMEKTEN DAHA ZORDUR. 

SOSYAL (sol) LİBERALİZM diye birşey YOKTUR ve OLAMAZ. Çünkü NEOLİBERALİZMİN global akılsallığı TÜM İNSANLIK ALANLARINI işgal etmiştir ve KENDİSİNİN UZANTISI olan her OLASILIĞI ENGELLER. 




İLK YAPILMASI GEREKEN “DİRENMEK ve kendi kendinin işletmesi olma modeline ALTERNATİF ÖZNELEŞME BİÇİMLERİNİ HAREKETE GEÇİRMEKTİR” (ama bu bir yönetim değişikliğinin ardından gelecek bir hareket olarak ASLA düşünülmemelidir). 

Böyle bir direniş, ZORLAMAYLA uygulandığı varsayılan bir OTORİTEYE başkaldırıyla değil, HEM KENDİNE HEM DE BAŞKALARINA KARŞI BİR TUTUM GELİŞTİRMEKLE olur. 



Neoliberalizmin OLGUN MEYVE GİBİ düşmesini beklemek, “TARİH KENDİLİĞİNDEN BİRŞEY YAPMAZ  gerçekliğini unutmak demektir. 

Ortak eylemlilik için “daha fazla çalışma” zihniyetine karşıKOLEKTİF RED HAREKETİ“, kişisel eylemlilik için ise “daha-daha fazla para”  diyen “yararcı ve rekabetçi” zihniyete karşı kişisel tutum alabilme eylemlilikleri önerilebilir.

Amacımız, yaratılmış ve rekabetin genelleştirildiği çerçevelerde değil, bireyin “İÇİNE KONDUĞU ÇERÇEVEYİ DE BELİRLEYEBİLDİĞİ” bir ÖZGÜRLÜĞE ÇAĞRI yapmak ve ORTAKLIKLAR POLİTİKASI üzerinden ÜRETKENLİKLERLE VAREDİLECEK BİR DİRENİŞ yaratabilmektir.

GERÇEK SORU, SOLUN neoliberal yönetimselliğe ALTERNATİF BİR YÖNETİMSELLİK yaratıp yaratamayacağıdır. 

Foucault buna “ÖZERK SOSYALİST YÖNETİMSELLİK MÜMKÜN MÜDÜR?” sorusuyla kapı arar. 
Böylesi bir tarz, şimdiye kadar hayata geçmemiş, denenenler ise ya liberal yada idari bir yönetimselliğe eklemlenmiştir; Yani ÖZERK SOSYALİST YÖNETİMSELLİK İCAT EDİLMELİDİR.  

BİLGİNİN ORTAKLAŞILMASI, İŞBİRLİĞİ ve YARDIMLAŞMA PRATİKLERİ, dünyanın başka bir aklını,ORTAKLIĞIN AKLINIYARATABİLİR.


Reklamlar
Categories: Christian Laval, DÜNYANIN YENİ AKLI, Neoliberal Toplum Üzerine Deneme, Pierre Dardot | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: