Umberto Eco, PRAG MEZARLIĞI


UMBERTO ECO (1932-), Filozof-Bilim İnsanı-Yazar-Edebiyatçı- Eleştirmen. İTA-2010, TR-2011 (1.Basım), Doğan Kitap, Çeviren: Eren Yücesan Cendey, 486.
(Bekir Kuru hazırlamıştır)

***Tarihin en büyük komplo teorisi…

19. yüzyılda Paris: Komün Günleri; hançer darbeleri; absent dumanları arasında hazırlanan cinayetler; kanalizasyonda yatan cesetler; patlamalar; isyanlar; takma sakallar; sahte noterler; düzmece vasiyetler; satanist örgütler; kara ayinler;…BİR SAHTE BELGENİN, SİYON BİLGELERİ PROTOKOLLERİ‘NE DÖNÜŞMESİ

Umberto Eco, 2010 yılında İtalya’da yayımlanır yayımlanmaz çoksatarlar arasına giren romanı Prag Mezarlığı’nda, çok renkli, çok katmanlı, çok kişilikli bir dünya sunuyor bize. Hitler’in Yahudi soykırımının gerekçesini oluşturduğu iddia edilen Siyon Bilgelerinin Protokolleri’nin ortaya çıkışını ele alıyor bu eserde. Okurları tam bir karnaval bekliyor! ***
  
Bekir Kuru’dan yorum: 
“Dikkat, bu kitapta “Sahte Siyon Bilgeleri Protokolleri”, ele geçirilmiş bir belge gibi servis edilip, “dünyayı ele geçirmeye çalışan Yahudilere(!)” karşı bir linç kampanyasının (hem gerçek hem mecazi anlamda) sürdürülmesinin en etkili silahı olarak kullanılmıştır.”

 

Dedem, Yahudiler için “En üstün derecede tanrıtanımaz olan halk onlardır” derdi. İyiliğin ahrette değil burada gerçekleştirilmesi gerektiğinden yola çıkarlar. Bu nedenle sadece bu dünyanın fethi için çalışırlar.”
Almanlarla da aynen kadınlarla yaşanan yaşanır: Asla konunun özüne varılamaz.
Her türlü neden ve her esen rüzgâr yüzünden devrim yapmakkonusunda kimse Fransızların eline su dökemez; çoğu zaman nedenini bile bilmeden, sokaktaki sefil ayaktakımı güruhuna katılırlar.
Komünistleri dinin hakların afyonu olduğu görüşünü yaymışlardır. Doğrudur, çünkü kulların heveslerini frenleyen odur; din olmasaydı barikatların üzerinde iki kat insan olurdu; oysa komün günlerinde yeterli sayıda değillerdi ve fazla beklemeye gerek kalmadan onlardan sıyrılmak mümkün oldu.
Masonlardan bana bahseden dedemdi. Onlar Yahudilerle bir olup kralın kafasını kesmişlerdir. Ve Carbonari’yi yaratmışlar; bunlar masonların biraz daha aptal olanlarıdır. Sosyalist, komünist ve komüncü oldular.

Birisi bana kadınların yalnızlık denen illeti dindirmenin bir çaresi olduğunu söylemişti ama bunun için de hayal gücü gerekliydi.

Mutfak beni her zaman cinsellikten daha çok tatmin etmiştir- bu belki de rahiplerin üzerimde bıraktığı bir etkidir.
Budalalar kendilerini yalnız hissetmemek için yorganın altına bir kadın ya da oğlan atma gereksinmesi duyarlar. Bilmezler ki ağzın sulanması ereksiyondan yeğdir.
*Carmina dant panem (Edebiyat ve felsefe karın doyurur).*Aslı bunun tersidir.
Önemsiz gibi görünen bir şey de, gün gelir işe yarar. Önemli olan, başkalarının senin bildiğini bilmediklerini bilmendir.
Çekingenliğim konusunda da, dilimi çözebilmek için biraz kokain çektim. Kokain mi? O bir zehir değil mi? Abartılı miktarlarda kullanılırsa her şey zehirdir, şarap bile. Kokain, Amerikan Kızılderililerinin And Dağları’nın yüksekliğine dayanabilmek için çiğnedikleri bir bitkiden elde edilen bir alkalaoiddir.
 
Tapınak şövalyeleri son derece kudretli şövalyelerin oluşturduğu bir örgüttü ve Fransa kralı mallarına el koyabilmek için onları yok etti ve büyük kısmını da yaktı. Ama canlarını kurtaranlar Fransa kralından intikam alabilmek için yeniden gizlice örgütlendiler. Ve gerçekten de Kral Louis’nin giyotinle idam edildiğinde tanınmayan biri kürsüye fırladı, o zavallı başı aldı ve havaya kaldırarak şöyle bağırdı: ‘Jacques de Molay, öcün alındı!’ Molay kralın Paris’te Île de la Cité’nin ucundaki noktada yaktırdığı Tapınak Şövalyeleri’nin büyük üstadıydı.
 
“İyi de ne zaman yakılmıştı bu Molay?” “1314 yılında.”
“…Ama bu devrimden beş yüz yıl önce oluyor. Tapınak Şövalyeleri o beş yüz yıl boyunca gizli kalkabilmek için ne yaptılar?
 
  
Katedrallerde çalışan eski duvar ustalarının örgütüne sızdılar, bu örgütlerden de İngiliz masonluğu doğdu; örgütün adının böyle olmasının nedeni üyelerine, özgür duvarcılar anlamına gelen free masons denmesiydi.”
“Peki duvarcılar neden devrim yapmak zorundaydılar?”
“Barruel asıl Tapınak Şövalyeleri’nin ve özgür duvarcıların Bavyera İlluminatoları tarafından ele geçirilip yozlaştırıldıklarını keşfetmişti. Ve bu, Weishaupt adında bir adam tarafından kurulmuş bir gizlitopluluktu; her üye sadece kendinden bir üst konumdaki kişiyi tanıyordu; daha yukarıdakileri ve amaçlarını bilmiyor, oysa amaç sadece kiliseyi ve tahtı yok etmek değil, yasası ve ahlakı olmayan, kadınlar dahil bütün nimetlerin ortak kullanıldığı bir toplum kurmaktı. Bavyera İlluminati tarikatına çift dikişle bağlı olanlar da her türlü inancı reddeden kişiler yani Voltaire, d’Alemberti, Diderot ve İlluminati’ye öykünenler ve de sonunda da KRALI DÜŞÜRMEK İÇİN GİZLİCE BİR ARAYA GELEREK BİZZAT JACQUES DE MOLAY’İN ADINDAN KAYNAKLANAN VE JAKOBENLER DENEN KULÜBE YOL AÇAN SÜRÜYDÜ.İşte Fransa’da devrim’i patlatmak için kimlerin tezgâh kurduğunu öğrendin.”
 
 “Hıristiyan şövalyelerinin oluşturduğu bir nüveden İsa düşmanı bir tarikatın doğabileceğini anlayamadı ama. Hamurun içindeki maya nasıldır bilirsin; eksik kalırsa hamur kabarmaz, şişmez ve ekmek olmaz. Tapınak Şövalyeleri’nin ve özgür duvarcıların gizli toplantılarının sağlıklı bedenlerine onları tüm zamanların en şeytani örgütü haline getirecek mayayı kader mi, şeytan mı bilmiyorum kim koydu ve neydi bu maya?”
Napolyon, Başkanlık gücünü on yıl uzatmak ve cumhuriyeti yenilenmiş bir imparatorluğa dönüştürmek için halkı genel seçime çağıracaktı. Genel seçim demokrasi karşısında tek çare idi, çünkü hala papazların sözünü dinleyen köylüleri de kapsıyordu.
“Anlıyor musunuz? Napolyon, genel seçim hakkı sayesinde despotizm yaratmayı başardı! Alçak, bu öküz millete başvurarak bir devlet darbesi yaptı. Şimdi bizi yarının demokrasisinin nasıl olacağı konusunda uyarıyor.”
 
Prag’daki Yahudi Mezarlığında yüzyıllar içinde izin verilen sınırlar dışına yayılamadığı için mezarlar üst üste binmişti; belki yüz binkadar olan cesedin taşları da birbirine girmiş durumdaydı.
 
1346 daki kolera salgınından söz ederken, dönemin bir tarihçisi gizemli nedenlerle Yahudilerin hiçbir ülkede bu hastalığa yakalanmadıklarını söylüyor. Frascator bize 1505 tifüs salgınından sadece Yahudilerin kurtulduğunu anlatıyor; Daguer 1736 Nimega dizanteri salgınında ayakta kalanların sadece Yahudiler olduğunu kanıtlıyor.
  
“Dünyanın birinci gücü altınsa, ikincisi de basındır. Bütün ülkelerde yayınlanan gazetelerin yönetimine bizimkilerin gelmesi gerekir.  …….İşçiyi barikatlara, devrimlere doğru itmeliyiz; işte bütün felaketler bizi yegâne hedefimize yaklaştıracaktır: ilk atamız İbrahim’e vaat edildiği üzere yeryüzüne egemen olmak.”
Yanlış hatırlamıyorsam, Prag Mezarlığı’ndan rapor böyle sona eriyordu.
 
Prag Mezarlığı öyküm bütün Prusya’yı Yahudi komplosunun doğası konusunda alarma geçirmek için yazılmış gibiydi.
 
Paris’te her on ya da yirmi yılda bir ya bir devrim yapılıyor, ya bir ayaklanma yaşanıyor; bu nedenle yeraltında bir kaçış yoluolması işe yarayabilir.
“İnsanların en belli başlı özelliği her şeye inanmaya hazıroluşudur. Öyle olmasa kilise iki bin yıldır inanırlığını koruyabilir ve ayakta kalabilir miydi?”
Hem içinde kadın olmayan güzel bir roman görülmüş müdür?
Ilımlı Cumhuriyetçiler, öfkeli sosyalistler ve hatta Seksen Dokuz Komünü’nü değil o korkunç Doksan Üç Komünü’nün dönüşünü bekleyen gerçek Jakobenler bile Paris Komünü’nde (1871) yer alıyordu.
 
“Halka umut vermek için bir düşman gereklidir. Birileri yurtseverliğin, ayaktakımının son sığınağı olduğunu söyledi: Ahlaksal ilkeleri olmayanlar genellikle bir bayrağa sarınırlar, soysuzlar da daima ırkların saflığıyla övünürler. Ulusal kimlik, mirastan yoksun kalanların son pınardır. Şimdi kimliğin anlamı, nefret üzerinden temelleniyor,  yanı olmayana duyulan nefret üzerinden.”
“Peki, o halde Yahudilerin bağışıklık gücü nasıl açıklanır? Hıristiyanlarda yaş ortalaması otuz yediyken, onlarınki elli üç! Ortaçağdan beri gözlemlenen bir olguya göre salgın hatalıklar konusunda Hıristiyanlardan daha dayanıklıdırlar. Sanki içlerinde daimi bulunan veba sayesinde sıradan vebadan korunurlar.”
“Tamam, diyordu Drumont, “fiziksel hastalıklara bizden daha dayanıklılar ama zihinsel hastalıklara daha çok yakalanıyorlar. Uzlaşmalar, vurgunlar, komplolar içinde yaşamak sinir sistemlerini bozuyor. İtalya’da üç yüz kırk sekiz Yahudi’den bir deliyken, Katoliklerde bu oran yedi yüz yetmiş sekizde birdir.”
Yahudilerde soyun anneden geçtiğini bilirim.
Mekân pek kasvetli ama sadece resimlerini gördüğüm Prag Mezarlığı’nı gözümde canlandırmaya yaradı. Elimdeki pek az bilgiyle büyülü bir yer; ay ışığı altındaki evrensel komplonun karanlık merkezini iyi yaratmıştım.
 
Reklamlar
Categories: PRAG MEZARLIĞI, Umberto Eco | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: