YAŞAM VE YAZGI, Vasili Grossman, 1.Kitap (Roman)

VASİLİ GROSSMAN, Gazeteci-Yazar-Kimya Müh., RUS-1980, TR-2012, Can Yayın, Çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu, 442 sf.

***Ukrayna Yahudisi olan, soykırımın başladığı Ukrayna katliamlarını ve Polonya ölüm kamplarını ilk araştıran, II.Dünya Savaşı’nın dönüm noktası Stalingrad Savunması‘nda yazdığı yazılar ve sergilediği cesaretle ‘tarihin en önemli savaş muhabirlerinden biri’ olarak bilinen Grossman’ın 3 ciltlik (1195 sf) bu kitabı, “yirminci yüzyılın SAVAŞ VE BARIŞ’ı” ve “insan doğasına dair bir Çehov destanı” şeklinde nitelendirilmektedir. 1960 yılında tamamlanan kitap, 1964‘de ölen yazarın varisleri tarafından ancak 1980 yılında İsviçre‘de yayınlatılabilmiştir.***

 

 

-En zor şey, ZAMANIN ÜVEY OĞLU olmaktır. Kendi zamanında yaşamayan bir üvey oğulun yazgısından daha zor bir şey yoktur. …Zaman sadece kendi doğurduklarını, kendi çocuklarını, kendi kahramanlarını, kendi emekçilerini sever. Geçmiş zamanın çocuklarını asla ve asla sevmez.  

 

 

Gerçek iyidir, aşk daha da iyidir.

 

 

Evreni yıldızların sakin ışığıyla dolduran güçler, hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında ortaya çıkmıştır.

 

 

-Nasyonal Sosyalizm tarafından yaratılmış yeni bir siyasi mahkum tipi ortaya çıkmıştı: Suç işlememiş suçlular. …Bunları, yapabilecek olmakla suçluyorlardı.

 

Ruhen cansız insanlar vardır, bunlar her türlü kötülüğe evet derler, yeter ki yöneticilerle aynı düşüncede olduklarından kuşku duymasınlar.

 

-Kamp-kentlerde (Nazi kampları) polislik görevini bizzat mahkumlar (sarı-pazubantlı gardiyan KAPO‘lar) üstlenmişlerdi. Barakalardaki iç düzeni bizzat mahkumlar takip ediyorlardı, KENDİ karavanlarına ÇÜRÜK patateslerin girmesini, iri, güzel patateslerinse ordunun erzak depolarına gönderilmek üzere ayrılmasını takip ediyorlardı.
ölüme gönderilecek kişilerin listesinin oluşturulmasına, mahkumların “karanlık oda” denilen beton hücrelerde sorgulanmasına katılıyorlardı. Kamp yöneticilerinin hepsi bir anda ortadan kaybolsa bile mahkumlar (Kapolar), kimsenin kaçmaması, çalışmaya devam etmesi için tellerdeki yüksek gerilimi kesmeyip sürdürecekmiş gibiydiler sanki.

 

-Kent matbaasında bir kararname (Nazilerin kararı) basıldığını anlattı bana: Yahudilerin kaldırımdan yürümesi yasaktı, göğüslerinde altı köşeli yıldız şeklinde sarı bez parçası taşımak zorundaydılar, ulaşım araçlarından, hamamdan yararlanma, dispansere, sinemaya gitme hakları yoktu, yağ, yumurta, süt, meyve, beyaz ekmek, et, patatesin dışında tüm sebzeleri almaları yasaklanıyordu; pazardan alış veriş yapmalarına ancak akşam saat altıdan sonra (köylüler pazardan gittikten sonra) izin veriliyordu. 
Eski kentin etrafı dikenli telle çevrilecekti ve telin dışına çıkmak yasaktı, sadece zorunlu işler için refakatçi eşliğinde çıkılabilecekti. Bir Rus’un evinde Yahudi bulunduğu saptanırsa çeteci saklamak suçundan kurşuna dizilecekti.  
…Burada umudun hemen hemen hiçbir zaman akılla bağlantılı olmadığını, umudun anlamsızlığını görüyor, onu içgüdünün yarattığını düşünüyorum. …insanlar sanki önlerinde uzun yıllar varmış gibi yaşıyorlar.

Einstein ve Max Planck‘ın yüzyılı, Hitler‘in yüzyılıydı aynı zamanda. Gestapo ve Bilimsel Rönesans aynı zamanda doğmuştu. 19.yy ne kadar insanca bir yüzyıldı, 20.yy ile karşılaştırldığında naif bir fizik yüzyılıydı, 20.yy annesini öldürmüştü. Faşizmin ilkelerinde modern fiziğin ilkeleriyle korkunç bir benzerlik vardı. …Belki de BİLİM, bu korkunç yüzyılın rastlantı eseri yol arkadaşı olmamıştı, onun bağdaşığıydı.  

-Vitamin eksikliği, ruhsal vitamin eksikliği! Anlarsınız işte bu da şiddetle tuz yalamak isteyen öküzlerin, ineklerinki gibi kuvvetli bir açlık. Bende olmayan, yakınlarımda, eşimde olmayan bir şeyi aşkımın hedefindeki kişide arıyorum. Vitamin eksikliğinin nedeni insanın eşidir. Ve bir insan yıllarca, on yıllarca eşinde bulamadığı şeyi sevgilisinde bulmak ister açgözlülükle.

– …kör adam, kadının kolunu tutarak acele acele “Tramvaya binmeme yardım edin, hastaneden yeni çıktım,” dedi. Kadın bir küfür savurdu, kör adamı itti, adam dengesini kaybedip yere oturdu. …İnsanca olmayan bu ifade nereden geliyordu, bu ifadeyi doğuran şey, …ağzına kadar yoksulluk dolu yaşam mıydı?
Kör adam sopasıyla havayı dövüyordu, gözleri gören acımasız dünyaya karşı duyduğu nefret, bu dairesel vuruşlarda kendini gösteriyordu. İnsanlar itişerek tramvaya bindiler, kör adam ise ağlayarak, bağırarak dikiliyordu. …Sanki elbisesi yağ lekeleri içinde, elleri çalışmaktan kapkara olmuş insanların yüreklerindeki iyiliğin peşin ve kesin olarak saptanabileceği görüşünü çürütmek için ağız birliği etmişlerdi. 

 

 

Savaşta oğlunu kaybeden anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar. 

Kişi yıllarca, on yıllarca uzun süreli acılardan geçer, kendi mezar tümseğini taş üstüne taş koyarak, yavaş yavaş yükseltir, sonsuza dek yok olma duygusuna doğru kendi içinde yürür, gerçeğin gücü karşısında boyun eğer.

 

gençlerin kadınlardan, yaşlıların yemeklerden söz ettiği aynı bitmez tükenmez sohbetleri dinliyordu. Yaşlı adamların açgözlülükle kadınlardan, gençlerin ise özgürce yenecek lezzetli yemeklerden söz etmeleri pek iyi olmuyordu.

Kararsızları damgalamış, inancı sağlam olmayanların zayıflığını gösteren yakınıcılardan nefret etmişti. …Sağlam, sarsılmaz olmak tatlı şeydi. Yargılarken kendi iç gücünü, kendi idealini, kendi kusursuzluğunu doğrulardı. Onun avuntusu, inancı buydu. Parti seferberliklerinden bir kez bile kaçmamıştı.Yargılama hakkını yitirince kendini de yitiriyordu. 
Biz özgürlüğü anlamıyorduk. Biz özgürlüğü çiğniyor, eziyorduk.Özgürlük temeldir, anlamdır, temelin temelidir. Özgürlük olmadan proletarya devrimi olmaz.inancımız her şeyden güçlü. Bu, güç değil, zayıflık, kendini koruma içgüdüsü.

 

 

İnsanlardaki en büyük değişiklik, kendilerine özgü mizaçlarının, kişiliklerinin zayıflaması ve yazgı duygusunun artmasıydı. 

 

– …insan olma yolunun milyonlarca yıl sürmesine karşılık, insanlıktan çıkıp, bir adı ve özgürlüğü olmaksızın, kirli, zavallı bir hayvana dönüşmesi için topu topu birkaç günün yetmiş olmasına şaşırmıştı. 

Ölümü, ancak küçük çocukların ve düşünce güçleri çocuk duygularının basitlik ve gücüne yakın olan büyük filozofların erişebilecekleri bir açıklıkla ve derinlikle hissetmişti.

 

-İnsanların oluşturdukları BİRLİKLER, tek bir ana amaçla ortaya çıkar, insanların FARKLI olma, KENDİNE ÖZGÜ olma, farklı hissetme, düşünme, dünyada farklı yaşama hakkını elde etme amacıdır bu.
İnsanlar bu hakkı elde etmek, onu savunmak ya da genişletmek için birleşirler. Burada KORKUNÇ, ama ÇOK GÜÇLÜ bir KÖR İNANÇ ortaya çıkar. Bu, bir IRK adına, TANRI adına, PARTİ adına, DEVLET adına oluşturulan bir birliğin, YAŞAMIN ARACI değil, ANLAMI olduğuna ilişkin bir KÖR İNANÇTIR. Hayır hayır hayır! İnsanın yaşam mücadelesinin BİRİCİK, GERÇEK ve EBEDİ ANLAMI, onun basit, alçakgönüllü özelliklerinde, bu özellikler üzerindeki HAKKINDA‘dır.

 

 

-…öldürdüğü Almanlar arasında işçiler, devrimciler, enternasyonalistler bulunabileceğini söylemek istedi. Bu konuyu akılda tutmak gerekiyordu, yoksa aşırı nasyonalistler haline dönüşmek mümkündü.

 

 

 

-Azra kabilesindenim, aşık olunca sessizce ölürüz biz. (H.Heine’den)

 

 

 

-Günü gürültülerle dolu geçirdiği ve kulaklarına kadar SAVAŞ KAZANININ içine gömülü olduğu zaman insan, YAŞAMINI ANLAYACAK, görecek durumda değildir, bir adım olsun kenara kaçmak zorundadır. O zaman, gözler adeta kıyıdan bakar gibi NEHRİ BİR BÜTÜN HALİNDE görür, biraz önce bu KUDURMUŞ SUYUN, köpüğün içinde yüzen BEN değil miydim, diye sorar insan kendisine.


 

İnsanı koyun gibi gütmek olanaksızdır, Lenin zeki biri olsa da bunu anlamamıştı. DEVRİM, İNSANLARIN HİÇ KİMSE TARAFINDAN YÖNETİLMEMESİ İÇİN YAPILIR. Lenin ise ‘Eskiden sizi aptalca yönetiyorlardı, ben zekice yöneteceğim’ diyordu.

 

 
-Eğer siz devlet için gerekli değilseniz, devlet sizi bütün düşüncelerinizle, planlarınızla birlikte eritip BİTİRİR, canınızı çıkarır. Ama eğer sizin düşünceniz devletin çıkarlarına uygun düşüyorsa, sizi UÇAN HALIYA bindirip uçurur.

Stalin, insan için değil, devlet için gerekli olan bir şey kuruyor.Devletin gereksinimleri bir kutupta, insanın gereksinimleri diğer kutupta. Bunları hiçbir zaman birbiriyle bağdaştıramazsın. 

 

Sosyalist gerçekçilik, DEVLET ayrıcalığının doğrulanması, Dekadanlık ise BİREY ayrıcalığının doğrulanmasıdır. Yöntemler farklı, ama öz aynı, KENDİ AYRICALIĞINA HAYRAN KALMAK. Dahi devlet kendisine benzemeyenlere METELİK VERMEZ. Dekadan kişi de İKİSİ dışında -ki bunlardan biriyle ince ince SOHBET eder, ikincisiyle de öpüşür, SEVİŞİR,- diğer bütün kişilere karşı son derece KAYITSIZDIR. Oysa dışarıdan bakınca BİREYCİLİK, Dekadanlık İNSAN İÇİN SAVAŞIYORMUŞ GİBİ görünür. Aslında ZERRE kadar SAVAŞMAZLAR. DEKADANLAR İNSANA KARŞI İLGİSİZDİR, DEVLET DE İLGİSİZDİR. Aralarında uçurum yoktur.

 

 

-…’dan Lenin’e kadar insancıllığımız ve özgürlüğümüz PARTİLİ, FANATİK bir insancıllıktır, İNSANI SOYUT BİR İNSANCILLIK UĞRUNA ACIMASIZCA KURBAN EDER.
Çehov,yüce, ilerici düşünceler bir kenara çekilsin, İNSANDAN BAŞLAYALIM, psikopos olsun, köylü olsun, milyoner fabrikatör olsun, Sahalin sürgünü olsun, bir lokantada garson olsun, HER KİM OLURSA OLSUN İNSANA KARŞI İYİ VE DİKKATLİ OLALIM, İNSANA SAYGI, SEVGİ VE MERHAMET GÖSTERECEĞİMİZ bir yerden BAŞLAYALIM, bu olmazsa hiçbir şey yapamayız”, demişti. İşte buna DEMOKRASİ deniyor, şimdilik Rus halkının gerçekleşmemiş demokrasisi.

 

– …AŞKIN kömüre benzediğine, kızgınken yaktığına, soğuyunca elini kolunu is yaptığına…   

 

 

-Sizin mareşalleriniz de, yazarlarınız da, bilim doktorlarınız da, ressamlarınız ve halk komiserleriniz de proleteryanın uşağı değildir. Onlar devletin uşağıdır.
Tek ülke sosyalizminin dayandığı temelin demir gibi sert terör, kamplar, Ortaçağ’a özgü cadı avları olduğunu Stalin de biliyor.

1937′ye (Stalin’in “büyük siyasi temizliği”) neden gerek duydunuz? …Ya 1939‘da Hitler’le anlaşarak Polonya’nın işgal edilmesine ne demeli? Tanklarınızla çiğnenen Letonya, Estonya, Litvanya? Ya Finlandiya‘ya yapılan saldırı? …Ya Orta Asya’daki köylü ayaklanmalarının bastırılması? Kronştadt ayaklanmasının bastırılması? Bunların hepsi özgürlük ve demokrasi için miydi? Öyle miydi?

LEŞ GİBİ KOKMAMAK İÇİN LEŞE DOKUNMA.

 

Reklamlar
Categories: 1.Kitap, Vasili Grossman, YAŞAM VE YAZGI | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “YAŞAM VE YAZGI, Vasili Grossman, 1.Kitap (Roman)

  1. 20.yy.'ın en önemli kitaplarından biri

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: