DİKTATÖRLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ, Fathali M. Moghaddam

 

 

FATHALI M. MOGHADDAM, Psikolog, PhD, Prof, Georgetown Uni, 3P Yayıncılık USA: 2013, TR-2014, Çeviri: Hakan Kabasakal, 344sf.

(Gürsel Remzi Soybir hazırlamıştır)

 


 

 

Diktatörlükve demokrasiyi ayrı kategoriler olmak yerine, bir sarkacın iki ayrı ucu olarak değerlendiriyorum. Toplumlar durağan değildir ve sarkacın iki ucu arasında gidip gelebilirler. Birleşik Devletler gibi kapitalist demokrasiler de dâhil olmak üzere tüm toplumlar her an diktatörlüğe kayabilirler.

 

Kapitalist demokrasilerde sınıflar arası eşitsizlikler, başlıca ideoloji marifetiyle idame ettirilmektedir. İktidardaki elitler toplumda sınıflar arası eşitsizliklerin temel özellikleri açısından hemfikirdirler. Eşitsizliğin meşruiyeti söz konusu olduğunda Birleşik Devletler’de CumhuriyetçilerleDemokratlar arasında, İngiltere’de Muhafazakârlarla İşçi Partisi arasında çok da fark yoktur. Ortaya konan görüş farklılıkları sosyo-politik sistemin meşruiyetinden ziyade hangi derecede eşitsizliğin meşru sayılabileceği konusundadır.  

 
Diktatörlük, özgür ve adil olmayan seçimlerle başa geçmiş tek bir kişinin ya da elit bir grubun topluma hükmetmesi, emrindeki güvenlik güçlerini kullanarakpolitik muhaliflerini bastırması ve özgür seçimler yoluyla iktidardan indirilememesi durumudur.
Diktatörlükte kaba kuvvete, silahların gücüne ve işkenceye sırtlarını dayamış olduklarından toplumu devletin meşruluğuna ikna etmeye gerek duymazlar.

 

İktidardaki elitler diktatöre ve ortaya koyduğu vizyona kesin bir sadakatle bağlılığını ilan etmelidir.  Bu sadakat paylaşımı, bir ideolojiye mutlak bağlılıkla sağlanmaktadır. İktidardaki güçlü elit de kendisine tabi olanları ideolojiye körü körüne bağlılıkla kontrol altında tutar.

Diktatörlerin hiyerarşisinde, diktatörce eğilimler kendini yineler, öyle ki, ailede, okulda, iş yerinde ve çalışma gruplarında ve sosyal yapının çok farklı kesimlerinde küçük diktatörler filizlenir. Küçük diktatör baba çocuğunu otoriter tarzda yetiştirir.

 

 

Hükümetin zirvesinde yaşanan organize yolsuzluk, yani kleptokrasiye, bulaşmış olan idareciler, topluluğun genel refahında azalmayla sonuçlansa bile, kişisel çıkar sağlayan politikaları desteklerler. Bununla beraber yüce diktatörü desteklemeleri isteniyorsa küçük diktatörler de sistemden menfaat sağlamalıdır.

 


Diktatörlükte,  sıradan insanın  günlük  yaşamına  derinlemesine  girmenin  yolu,  kadının  rolünü şekillendirmekten  geçer.  Kadına düşen görevleri idealler çerçevesinde şekillendirme çabaları diktatörlerin ortak paydasıdır. Eş ve anne olarak kadının geleneksel rolüne öncelik verilir. Doğurgan kadın baş tacıdır.Bir deri bir kemik kalmış, nevrotik, dalgın, işkolik ve kısır kadın imgesini açığa vuran feminist kadın karikatürleri kullanılır. Kadınlık idealinin merkezinde, kendini başkaları için, özellikle ulus için feda vurgusu yer alır.

 

Demokrasilerde yasalardan asla taviz verilmediği, tüm yurttaşların kanun önünde eşit muamele gördükleri söylenebilir. Diktatörlüklerde ise kanunlar vardır, ancak bunlar halkın sadece bir bölümünü gözetir. Bağımsız yargıdan söz edilemez. Yargı geçerli olan kanunlara ve toplumsal isteklere kulak tıkayarak diktatörün ya da elit grubun ölçüsüz isteklerine kulak verir. Eğitim sistemi, basın, haberleşme ve bilişim sistemleri  üzerinde eşi görülmemiş bir kontrol vardır. Toplumun hareketleri rejimin ayakta kalmasını sağlayacak şekilde kontrol altında tutulur.
Totaliter hareket kesintisiz eylemi içerir, dolayısıyla manevi misyon sürekli değiştirilir. Herkesin, özellikle iktidardaki elitlerin, en son değişikliklerleistisnasız aynı çizgide olmak için tetikte olmaları şarttır.

 

 

Diktatörlükte, liderin seçim yoluyla iktidardan uzaklaştırılabilmesi sadece teoride mümkündür.  Adil ve özgür olmayan seçimler kendi rejimlerini meşru kılmak ve devamını sağlamak için bir yoldur. 21.yy da demokrasi maskesi takan diktatörler hızla çoğalıyor. Batılı güçlerin etkisi altındaki günümüz diktatörlüklerinde de seçimler yapılır, maskelenmiş diktatörleri, demokratik bir diktatörmüş gibi göstermek için seçimlere hile karıştırılır.

 

 

 
Diktatörlük özel bir zekâ ve beceri içerir. Bunlar arasında; güç potansiyelini sezme yeteneği, diktatörlüğe taşıyan sıçrama tahtasının oluşturulmasına yardımcı olan durumları ve takipçileri kendi çıkarları için kullanma becerisive şartlar olgunlaştığında iktidara sıçrama kararlılığı vardır. Bir kriz yaratmave var olan krizi kullanabilme yeteneği diktatörler arasındaki farklılıkları oluşturur. Diğer yandan tüm diktatörler, halkları tarafından tapılırcasına sevildiklerine inanırlar. İşte bu da diktatörlerin yanılgısıdır.

 

 

 

Diktatörlükle yönetilen halkların çoğu, hükümetin, halkın rızasını almadan koyduğu kurallara dayanarak ülkeyi yönettiğinin farkındadır. Baskının ve yozlaşmanın toplumun her katmanına hâkim olduğunu bilirler. Üstelik hükümeti değiştirmenin tek yolunun, rejimce yasa dışı ilan edilen, toplu eylem olduğunu da iyi bilirler. Halkları ne düşündüğünü açıkça söyleyerek topluca eyleme geçmekten alıkoyansa, yüzlerine doğrultulmuş olan namlulardır.

 

 

Diktatörlük ve demokrasi açıklık testleri ile ayırt edilebilir:
Birinci Test: Şehir Meydanı Testi: Bir yurttaşın şehrin meydanına çıkıp, tutuklanma, hapse atılma ve fiziksel şiddete uğrama korkusu olmadan özgürce konuşabilmesidir.
İkinci Test: iktidarın, seçim sandığında oylar ile değiştirilebilmesidir.Yönetim kademelerine tekrar seçilebilmenin azami bir sınırı olmalıdır. Seçimler uluslararası adiliyet esaslarına göre yapılmalıdır. İktidar partisi, adaylarıideolojik açıdan ya da başka değerlendirmelere göre elemeden geçirmemelidir.
Üçüncü test: Azınlık haklarının korunabilmesidir.
Dördüncü test: Bağımsız yargı varlığıdır.

 

 

Diktatörlerin karşısına çıkan en önemli tehlikenin halk isyanı olduğu fikrinin aksini savunan 3 iddia vardır:

 

Birinci iddia (Svolik 2009): Tarihsel kanıtlar gösteriyor ki, diktatörler genelde halk ayaklanmalarıyla devrilememektedir. 1945-2002 arasında iktidardan düşen 316 baskıcı liderden sadece 32‘si halk ayaklanmasıyla devrilmiştir. 205‘i aynı elit grup içinden çıkan muhalif görüşlü bir başka diktatörün başrolü oynadığı bir darbeyle devrilmiştir. Diktatörlere yönelik başlıca tehdit, halktan değil, iktidardaki elitin diğer üyelerinden kaynaklanmaktadır.

 
İkinci iddia (Pareto): Toplumlara hükmeden iktidardaki elit kesim, gücü elinde tutmayı sürdürmek için, belirli düzeyde serbestliğe ve sosyal hareketliliğe izin vermelidir.  Böylece elit olmayan ebeveynlerden doğacak yetenekli bireyler sınıf atlayarak elitlere katılabilir. Elit ebeveynlerden  doğan yeteneksiz bireyler de sosyal hiyerarşide gerileyerek elit dışına atılır. Eğer serbestliğe izin verilmezse elit olmayan ebeveynlerin yetenekli çocukları karşı harekete geçerek halk ayaklanmasına önderlik edecek karşı elitleri yaratır. Ayaklanma başarılı olursa karşı elitler önceki elitlerin rolünü üstlenir. Pareto’ya göre, devrim hedefine ulaşmış olsa bile eşitsizlik devam eder.Elitlerin korkulu rüyası olan en büyük tehlike karşı elitlerdir. Karşı elitler iktidardaki elitleri devirmek için halk kalabalıklarını sadece maşa olarak kullanırlar.
Burada Pareto’nun karşı eliti ile Lenin’in önderi eşdeğerdir. İktidardaki elit kontrolu ve gücü elinde tutmayı sürdürmek için, bir önderin oluşumunu mutlaka engellemelidir.
 
 
Üçüncü iddia (McCarty- Kaynak Seferberliği): Kaynakları kontrol edebilenler halkı ayaklandırarak sosyal bir hareketi başlatıp şekillendirebilir. Halk içinde baş gösteren hoşnutsuzluklar, nispi mahrumiyet duyguları ve sınıf bilinci kaynaklar vasıtasıyla etki altına alınabilir. Kaynaklar kullanılarak hükümetin sahip olduğu halk desteği  yıpratılabilir, hatta iktidardan devrilebilir.

 

Diktatörlüğe yolu açan sıçrama tahtasının oluşumunda; abartılmış tehdit, istikrarsızlık, görece yoksunluk ve grup kimliğine yönelik ortak tehdit algısıönemli rol oynar. Bunun için ortada gerçek bir tehdit olması da gerekli değildir. Ortak kimliğe yönelik tehdit, çaresizlik ve çöküş hissi; aşırı uçlara kaymadan şiddet eylemlerine kadar birtakım tepkileri başlatabilir. Örneğin, İslam ülkelerinde Kadınların Türbanı, tıpkı Amerikan Bayrağı‘nda olduğu gibi ait oldukları milletlerin önemli kutsalları arasındadır ve bunlara karşı savunucular canlarını vermeye hazırdırlar.
Reklamlar
Categories: DİKTATÖRLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ, Fathali M. Moghaddam | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “DİKTATÖRLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ, Fathali M. Moghaddam

  1. Eline sağlık….

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: