BEN VE SEN, Martin Buber


Martin Buber, PhD, Prof, Filozof-Teolog-Antropolog-Sosyolog, Frankfurt ve Hebrew Universiteleri, ALM-1923, TR-2003 (1.Baskı), Kitabiyat Yayın, Çeviren: İnci Palsay, 147 sf.

*Kitap, yazarın ölümünden 47 yıl sonra oğlunun isteği üzerine, Buber’in yakını olan Walter Kaufmann tarafından İngilizceye çevrilmiş, Almanca kelime oyunları nedeniyle çeviri güçlüğünü aşmak amacıyla da, çevirmen kitabın ön kısmına 40 sayfalık bir mukaddime (kavramsal açıklamalar) yazma ihtiyacı duymuştur. Alıntılar her iki metinden yapılmıştır.*



İNSANLARIN DAVRANIŞLARI ÇEŞİTLİDİR:



1) ‘BEN-BEN’ tarzı: İç dünyalarına çekilen bu insanların tüketimle alakası yoktur.  …birtakım eşyaları olsa da mala mülke düşkün değildirler… bazılarını sevseler de insanlara düşkünlükleri yoktur… bazı projeleri olsa da proje düşkünlükleri yoktur… her cümlenin efendisi ‘BEN’den başkası değildir… çoğunlukla sizi işitmezler; ve sizi hiçbir zaman, bir başka BEN olarak işitmezler.




2) ‘BEN-O’ tarzı: Belli objelere ve diğer insanlara yakın ilgi gösterirler…  kendilerini düşündüklerinden çok, onlar hakkında düşünürler… başkaları onlardan kendilerine göstermedikleri ilgiyi görürler… ustalıkla idare edebilir veya zihinsel çalışma yapabilirler… BEN-BEN tipi insanların aksine, iyi bilgin olabilirler, fakat derin bağlılıkları yoktur. 


3) ‘O-O’ tarzı: İlgilerinin objesi, hayatlarına hakim olur. Fevkalade geniş ve çeşitli bilgiye sahip, okuma ve araştırma eğiliminde, kendine ayıracak, kendi olacak vakti bulamayan büyük bilgin olma yeteneğindedirler. Katı bir bilginler topluğu vardır ki, merkezlerinde, hiçbir çekirdek için yer yoktur. 





4) ‘BİZ-BİZ’ tarzı: Bu öyle bir yönelmedir ki içinde BEN mevcut değildir. Dünyalarının merkezinde BİZ vardır. SEN ve O, sadece gölgedirler. Onlarınki, henüz şahsiyetin ortaya çıkmadığı, korunmalı, çocukça bir dünyadır. 





5) ‘BİZ-ONLAR’ tarzı: Burada dünya ikiye bölünür: Aydınlığın çocukları ve karanlığın çocukları, iyiler ve kötüler, seçilmişler ve lanetliler. Her sosyal problem, fazla çalışmadan tahlil edilebilir: onlara göre aranması gereken şey, iyiler ve kötülerdir. Onlara göre iyi olanlar başarmak zorunda olduklarından, öfke, hakaret ve sınırsız ümide yer vardır. Bir kötü, bir iyiye hitap etme cür’etini gösterse, iyi onu ekseriya işitmez; onu bir diğer BEN olarak duymaz. Zira kötü ONLAR‘dan biridir, BİZ‘den biri değil. Dürüstlük, zeka, şahsiyet bütünlüğü, insanlık ve zafer, BİZ‘in öncelikli haklarıdır. Günahkarlık, budalılık, ikiyüzlülük, kabalık ve sonuçta yenilgi, ONLAR‘a aittir.




-Bu 5 davranış şeklinde de ‘SEN’ YOKTUR. Söylenen SEN‘lerin çoğu, sadece alışkanlıkla, düşünmeden söylendiğinde, gerçekte bir O demektir. Uzakta olmasına rağmen, kişinin bütün varlığıyla, varlığı hatırlanarak söylenen O ise, gerçekte SEN demektir.






HAKİKAT, bütünüyle, BEN‘in kendine maledemeden katıldığı bir faaliyettir. KATILIMIN OLMADIĞI YERDE, GERÇEKLİK YOKTUR. Kendine-maletmenin olduğu yerde, gerçeklik yoktur. SEN ne kadar doğrudan etkilenirse, katılım da o kadar mükemmeldir. Ben, gerçekliğe iştirakinden dolayı gerçektir. Katılım ne kadar mükemmelse, BEN de o kadar fazla gerçek hale gelir. 

EGO ise, hiçbir gerçekliğe iştirak etmez, herhangi bir gerçeklik de kazanmaz. Kendisini başka her şeyden ayrı tutar; tecrübe ve kullanım araçları ile, mümkün olduğunca sahip olmaya çabalar. Yani onun dinamikleri: Kendini ayrı tutma ve sahip olmadır.



-Bir de ‘BEN-SEN’ dünyası vardır. 
BEN olabilmek için, bir SEN‘e gerek vardır; ben, BEN olabilmek için SEN der. BEN-SEN tarzı, temel esas olan DİL-SÖZ aracılığıyla, İLİŞKİ DÜNYASINI KURAR.






Sokrates‘in canlı ve etkili BEN’i, ne kadar güzel ve meşrudur. O, sınırsız sohbetin BEN’idir ve bu sohbet havası, her yerde, hakimlerin önünde, hapisteki son saatte bile vardır. Bu Ben, DİYALOG‘da temsil edilen ilişkide yaşayagelmiştir. 






Goethe‘nin dolu dolu BEN’i, ne kadar güzel ve meşrudur. O, tabiatla saf ilişkinin BEN’idir. Tabiat ona teslim olmuştur ve onunla kesintisiz olarak konuşur; ona gizemlerini açıklar ve yine de gizemini kaybetmez. BEN ona inanır ve GÜL‘e: “İşte o, SEN’dir” der ve hemen gül ile aynı gerçekliği paylaşır (NATURA NATURANS, NATURA NATURATA -Doğalayan doğa, Doğalanan doğa- Spinoza’dan-FNK).





Kant, insanlara; İNSANLIĞA VE BAŞKALARINA OLDUĞU KADAR, BİZZAT KENDİLERİNE DE, DAİMA, ‘SADECE’ BİR VASITA OLARAK DEĞİL, AYNI ZAMANDA BİR GAYE OLARAK DA DAVRANMALARI GEREKTİĞİNİ anlatmıştır. Bu, BEN-SEN‘i BEN-O‘dan ayırarak belirginleştirmenin bir yoludur. Onun ifadesi, ‘DE’ ve ‘SADECE’ kelimeleri kaldırılmadan -ki bu çoğunlukla yapılır- doğru olarak aktarıldığında, AHLAKİ BİLGELİĞİNE hayran olunabilir. 




– başkalarına GAYE olarak DA davranmanın birçok yolu vardır: sorarken NAZİK olabilirsiniz; HÜRMET, MUHABBET, HAYRANLIK gibi veya insanların SEVGİ dediği sayısız davranışlardan birini gösterebilirsiniz. Bunları sözsüz ifadelerle veya yazarak DA gösterebilirsiniz.


Herkes SEN diyebilir ve o zaman, gittikçe BEN olur.

Reklamlar
Categories: BEN VE SEN, Martin Buber | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: