Jacques Attali, GELECEĞİN KISA TARİHİ


JACQUES ATTALI, PhD, Prof, Ekonomist, Ecole Polytechnique ve Paris XI Universiteleri, Fransız Bilimler Akademisi Üyesi, Cumhurbaşkanı Mitterand’ın Özel Danışmanı, Devlet Onursal Danışmanı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Danışmanı, Avrupa Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası Kurucu Başkanı, MP3’ün yaratıcısı EUREKA programının başlatıcısı, 100 Global Düşünür‘den Biri (Foreign Policy-2008); FR-2006, TR-2007(1.Baskı), İmge Yayın, Çeviren: Turhan Ilgaz, 329 sf.




KAPİTALİZMİN KISA TARİHİ:

Asya, insanı arzularından kurtarmayı düşünürken, Batı alemi, onları gerçekleştirme özgürlüğünü insana sağlamak dileğindedir.

EVRENSEL 3 DERS: 
1) Bir süper güç bir rakibin saldırısına uğradığı zaman, kazanan çoğu kez bir üçüncü güçtür. 
2) Yenen çoğu kez yenilenin kültürünü benimser. 
3) Belli başlı varsıllıklar hala doğuda kalsa da, yeryüzündeki iktidar batıya doğru yer değiştirmeye devam etmektedir.

12.yy.da Avrupa‘nın en büyük kenti ve Hilafetin başkenti CORDOBA‘dır; orada Arapça konuşulur, Yunanca düşünülür ve Latince, Arapça ya da İbranice dua edilir. Buraya dünyanın dört bir yanından varsıllıklar akar: Afrika’nın altını, Asya’nın baharatı, Avrupa’nın buğdayı. Halifenin kitaplığındaki kitapların sayısı, Avrupa’nın tüm kitaplıklarındaki toplam kitap sayısından fazladır. 

Cordoba’da, Ömer Hayyam‘dan Maimonides‘e (İbn-i Meymun), İbn-i Rüşt‘e (Averroes) kadar, sıradışı, yaratıcı bir seçkinler kitlesiyle karşılaşılmaktadır. 
Cordoba’nın bu en güçlü kent konumu, 1148‘de Fas‘tan gelerek bölgeyi ele geçiren MUVAHHİDLER‘in emirlerinin, katı din inanışıyla, YUNAN DÜŞÜNCESİNİN ARAŞTIRILMASINI YASAKLAMASINA ve YAHUDİLERLE HIRİSTİYANLARI KOVMASINA kadar sürer. BİLİMSEL KAPILARINI KAPATMAK suretiyle ticari düzenin yönetimini elde tutma şansını yitirerek İNİŞE geçer.



Bir “ODAK”tan Ötekine:

-Ticari düzen PARANIN DİLİNİ konuşur. YENİ karşısında duyduğu zevk ve KEŞFETME tutkusuyla kimlikleşen bir YARATICI SINIFIN (armatörler, üreticiler, tacirler, teknisyenler, finansçılar) TOPLANDIĞI tek bir merkez, tek bir “ODAK” etrafında örgütlenmekte ve rekabet etmektedir. Taklit, katılık, kuvvet, yönlendirmecilik, korumacılık, kambiyo denetimi onların silahlarıdır. Bir KRİZ veya SAVAŞ, bir “odağın” yerine bir başkasını geçirene kadar.

Bugüne dek ticari düzen DOKUZ ARDIŞIK BİÇİM geçirdi: 
1) Brugge        (1200-1350) Ticari Düzenin Öncülleri (Kıç Dümeni), 
2) Venedik       (1350-1500) Doğu’nun Fethi (Karavel Gemisi), 
3) Anvers         (1500-1560) Matbaanın Zamanı (Basım), 
4) Cenova        (1560-1620) Vurgun Sanatı (Muhasebe), 
5) Amsterdam  (1620-1788) Filinta Tekne Sanatı (Filinta Gemisi), 
6) Londra         (1788-1890) Buharın Gücü (Buharlı Makine), 
7) Boston         (1890-1929) Makinelerin İstilası (Pistonlu Makine), 
8) New York     (1929-1980) Elektriğin Zaferi (Elektrikli Makine), 
9) Los Angeles  (1980-   ?  ) Kaliforniya Göçerkonarlığı (Mikroçip).

1) Brugge (1200-1350) Ticari Düzenin Öncülleri (Kıç Dümeni):

12.yy. sonunda, mola veren tacirler, başkaldırmış köleler ve topraklarından kovulmuş serfler, kıtanın en mükemmel tarım arazilerine sahip olan bu yörede toplanır. Feodalizmin dışında kalan bu bölgede, üretim fazlasına el koyan bir monark yoktur; kölelik, emek gücünün tamamını eline almamıştır; yeni bir yaratıcı sınıf, burjuvazi, karları sahiplenmek üzere, emekten tasarruf eden yeni bir bilinci ve tekniği hayata geçirir. Topraktan birden fazla ürün alma, yük hayvanlarını omuzdan koşumlama, su değirmeni, çamaşır tokaçlamayı mekanikleştirme gibi teknik gelişmeler, gıda üretiminin sanayileşmeye başlamasına imkan verir. 

DOLAPLI KIÇ DÜMENİ buluşu, gemilerin kolay yönlendirilmesini sağlar. GÜCÜN yerini PARA, KÖLELİĞİN yerini ÜCRET, ANITSAL İNŞAATLARIN yerini YATIRIMLAR, ZABITANIN yerini TİCARET alır. Dokuma makineleri, kentli nüfusun artışı, kredi ihtiyacı ve bankacılık sistemleri ortaya çıkar. Brugge, 35.000 nüfusuna rağmen, en dinamik liman ve kapitalizmin ilk biçiminin odağı haline gelir. Veba salgınının (1348) Avrupa’nın 1/3’ünü yok etmesi ve Brugge’ün kumlar tarafından istilası, odağın Venedik’e geçmesinin yolunu açar.



2) Venedik (1350-1500) Doğu’nun Fethi (Karavel Gemisi):

Brugge gibi Venedik’in gücü de yokluktan doğar; itibarını meydan okuyuşundan sağlar; şatafatı küstahlığından peydahlanır. Haçlı seferleri sırasında (11.yy) çaldığı Yahudi paraları ve Almanya’da çıkarılan gümüşün gelişini kolaylaştıran bir yol, 300 tonluk son derece güvenilir gemilerini (KARAVEL) inşa etmesini ve silahlandırmasını sağlar. Avrupa’nın yüzyıl savaşlarıyla ve veba ile tükenmesi sırasında ticaret, sanat ve eğlence merkezi olmaya başlar; buradaki yaşam düzeyi Paris ve Londra’dakinin 15 katıdır. Avrupa’nın ticaretine ve parasına hakim olan kentin hizmetindeki “kılıcın ucundaki uygarlaştırıcılar” olan denizciler, kaşifler, araştırmacılar için dünya, bir serüven alanı haline gelir.
Diğer odaklar gibi Venedik de teknolojik yeniliklerin merkezi değildir. “ODAK İCAT ETMEZ; SAPTAR, KOPYA EDER, BAŞKALARININ FİKİRLERİNİ HAYATA GEÇİRİR (Teknolojiyi kullanırken BİLİMDEN UZAKTIR-FNK-)


1450 sonrasında, nüfusu kalabalıklaşan, fazlasıyla zenginleşen, eğlenceye düşüp hantallaşan Venedik, gümüşün azalması ve Türk baskısı altında bunalmaya başlar.  
[Sevilla 3.Odak olmaya aday durumda olmasına rağmen, Amerika’dan çaldıklarını tembelce tüketmesi, daha da beteri Yahudileri ve Kuzey Afrikalıları, yani yaratıcı sınıflarını kovması nedeniyle bu fırsatı kaçırmıştır.]


Gelecek için Ders-1: YABANCI SEÇKİNLERE AÇILMAK, BAŞARININ KOŞULLARINDAN BİRİDİR.]

3) Anvers (Antwerpen) (1500-1560) Matbaanın zamanı (Basım):

Anvers, 1450 sonrasında, Doğu’dan gelen baharat ve Avrupa malları ticaretinin en önemli limanlardan biridir; borsa, sigorta, finans alt yapısı bulunmaktadır. 

Gelecek için Ders-2: SIKI SIKIYA BAĞLI OLAN FİNANS VE SİGORTACILIK, TİCARİ GÜCÜN BAŞLICA BOYUTUNU OLUŞTURUR. 

Aynı zamanda Almanya’da 1455’de yeniden keşfedilen (ilki Çin’de) HAREKETLİ MATBAA HARFLERİNİN ilk sınai kullanıcısıdır. KİTAP, seri halde üretilen İLK GEZGİN NESNE haline gelir. Yeni yönetici sınıflar bu keşfin kolaylaştırdığı ifade özgürlüğüne, bireyciliğin ve aklın gelişimine, Yahudi-Yunan idealinin yaygınlaşmasına ihtiyaç duyduğu ölçüde, matbaa da baş döndürücü bir başarıya ulaşır (1500’de Avrupa’da 20 milyon kitap basılmıştır). 
Bu gelişme, kilise tarafından sansürlenen Yahudi-Yunan-Arap mirasının öğrenilmesini, rahiplerin söylediklerini  Kutsal Kitap’ın tastamam içermediğinin anlaşılmasını, BİLGİNİN o güne kadar kendilerinden özenle gizlendiğinin keşfedilmesini sağlar. Kutsal kitabın yerel dillere çevirileri ile Kilise’nin Latince hegemonyası yıkılır.

Gelecek için Ders-3: MERKEZİLEŞTİRİCİ OLDUĞU SANILAN YENİ BİR İLETİŞİM TEKNOLOJİSİ, YERLEŞİK İKTİDARLARIN ACIMASIZ DÜŞMANI OLARAK BELİRİR. 

Luther, Kutsal Kitap çevrisini kendi çevresine okutur, Papalığın yozlaşmışlığına başkaldırır ve Kilise ve Roma-Cermen imparatoruna karşı Alman prenslerle ile ittifak kurar; Protestanlık böylece milliyetçiliğin hizmetine girerek ulusların çağını başlatır.
Başlıca Alman bankerlerin Anvers’e yerleşmesi, Amerika’dan gemiler dolusu gümüşün gelmesi, kentin odak haline gelmesini pekiştirir.
Zamanla gümüşün aşırı bollaşmasıyla değerinin azalması ve Hollanda ile İspanya arasında gelişen din savaşları,  deniz ticaretini sekteye uğratarak kentin önemini azaltır; daha pahalı ve çekici hale gelen altın ticaretinin ve finansın merkezi Cenova odak haline gelir. 

4) Cenova (1560-1620) Vurgun Sanatı (Muhasebe)

Anvers için matbaa, Venedik için gemiler ne idiyse, Cenova için de MUHASEBE odur. Ekonomi düzeni için bir devrim olan kar-zarar muhasebesini icat ederler ve güçleri buradan kaynaklanır. Foloransa’nın ticaret ve dokumasını finanse eden ve bir kısmı Yahudi kökenli olan Cenovalı bankerler, altın piyasasının efendileridir ve Avrupa krallarını ve prenslerinin askeri operasyonlarının borç kaynağıdırlar.
Atlantik‘i kontrol eden İspanya‘nın büyük armadasının yenilmesi ve Amerika’dan gelen altın yollarını yeniden Hollandalıların kontrollerine almasıyla, odak bir daha geri dönmemecisine Akdeniz’den uzaklaşır ve Atlantik‘e, ilk önce de Amsterdam’a geçer. Bu dönemde müthiş ilerleme kaydetmiş olan Hollanda‘nın elindeki Birleşik Eyaletler kentlerindeki yaşam düzeyi artık Fransa, İspanya ve İngiltere’dekinin 5 katına ulaşmıştır.

5) Amsterdam (1620-1788) Filinta Tekne Sanatı (Filinta Gemisi)

Avrupa giysi imalatının ve kumaş boyamacılığının merkezi durumuna yükselmiş olan kentte icat edilen ve seri imalatla üretilmeye başlanan ve beşte bir mürettebatla idare edilebilen FİLİNTA gemisi, Amsterdam’ı beşinci odak haline getirir. Son derece iyi silahlandırılmış gemiler, deniz kuvvetlerini diğer ülkelerle kıyaslanamayacak bir boyuta ulaştırır; filo, Avrupa’nın tamamının 6 kat büyüklükte yük taşıyarak Baltık’tan Latin Amerika’ya kadar, denizlerdeki denetimi ele alır. Sonrasında geliştirilen Hindistan Kumpanyası, borsa ve Amsterdam Bankası, deniz gücünü mali, ticari ve sınai hakimiyete dönüştürür. 

İspanya’dan kovulan Yahudiler gibi çok sayıda yabancıya kucak açılarak entelektüel ve kamusal yaşam geliştirilir; 300.000 nüfusa ulaşan bölgede kişi başı gelir Paris’in 4 katı iken, Fransa’daki kıyım sonrası kaçıp gelen Protestan Hugenotlar ile bu fark daha da büyür. Protestanlığın özgür düşüncesi, Erasmus ve Spinoza, dönemin sembolleridir. 
Gelişen Fransız donanması, gemi inşasında kullanılan ağacın tükenmesi, pahalılık nedeniyle ücretlerin yükselmesi toplumsal çatışmaları büyütür ve armatörlerin ve finansçıların daha dinamik ve güvenli hale gelen Londra‘ya geçmesine neden olur.



Gelecek için Ders-4: HİÇBİR İMPARATORLUK, EBEDİ GİBİ GÖRÜNSE DE, SONSUZA KADAR SÜREMEZ. 

6) Londra (1788-1890) Buharın Gücü (Buharlı Makine):

İlk deniz kronometresini icat edip, gemilerinin okyanuslarda konumlarını daha iyi belirleyebilen, yolculuk süresini kısaltan ve deniz hakimiyetini artıran İngiliz donanmasının başta Doğu-Hindistan Kumpanyası olmak üzere sömürgelerinden elde ettiği çok ucuz hammaddeleri (Hindistan’da yeni bulunan pamuk en önemlisi) işleyip pahalı ürün olarak satması, Londra’nın 6.odak olmaya yükselmesinin ana nedenidir. Avrupa’nın savaşlarla kan ve ateş içine düşmesi, oradan kaçanların A.Smith ve J.Locke’nin piyasa demokrasisinin temellerini attığı Londra’ya gelmesiyle, bu kentin iktidarı ele almasına yol açar.

Yeni enerji arayışındaki topraktan henüz azadeleşip ticarete atılmış olan yeni İngiliz burjuvazisi Fransız D.Papin’in icat ettiği buhar makinasına yönelir ve makinayı geliştiren J.Watt, kömürün bu makine ile çıkarılmasına ve sonrasında pamuk ipliği üretiminin 10 kat artmasına öncülük eder. 
Deniz gücüyle gelişen ülke, G.Stephenson’un icat ettiği Buharlı Lokomotif ile kara taşımacılığında da devrim yapar. 
Fransa bu dönemde dünyaya özgürlüklerden söz ederken, etkili bir deniz gücüne, önemli bir limana, yabancı seçkinlere karşı açlığa ve sanayi makinelerine yönelik bir meraka sahip değildir.  

Gelecek için Ders-5: YENİ VARSILLIK ARAMAYA ZORLAYAN ŞEY YOKLUKTUR. AZ BULUNURLUK, HIRSLI KİŞİLER İÇİN BİR LÜTUFTUR.  

Gelecek için Ders-6: BİR TEKNOLOJİNİN KİMİN TARAFINDAN İCAT EDİLDİĞİ ÖNEMLİ DEĞİLDİR, ÖNEMLİ OLAN ONU İŞLER HALE GETİRECEK –KÜLTÜREL VE SİYASİ– KONUMDA BULUNMAKTIR.

İngiltere’de 1825‘de tarım katma değerini aşan sınai üretim, aynı niteliğe Prusya’da 1865‘de, A.B.D.’de 1869‘da, Fransa’da ise 1895‘de ulaşabilecektir. 
İngiltere’nin demokrasisi de piyasası ile birlikte gelişir: Oy verme hakkına sahip olan burjuvaların sayısı yavaş yavaş artar. 
İlk kez bir ticari odağın imparatorluğun odağı haline gelmesi, Dickens, Marx, Darwin ve Turner, dönemin sembolleridir. 



Gelecek için Ders-7: YETKECİ DEVLET PİYASAYI YARATIR, PİYASA DA DEMOKRASİYİ. 



Prusya, Fransa ve A.B.D’nin rekabetinin baskısı ve borsa vurgunu (şişme-balon) banka iflaslarına yol açar ve Londra odak olma vasfını, tamamen tacirlerin belirlediği bir piyasa olan, milyonlarca belleksiz mülteciye kapılarını açan ve Kaliforniya altınlarıyla zenginleşen A.B.D.‘ye devreder.

Gelecek için Ders-8: BİR KEZ DAHA, EGEMEN FİNANS MERKEZİNİN İFLASI BİR “ODAK”IN SONUNU ONAYLAR. 

7) Boston (1890-1929) Makinelerin İstilası (Pistonlu Makine):

Yeni enerji kaynağı petrol ve pistonlu-patlamalı motor temelinde üretilen otomobil, odak hakimiyetini Boston’a verir. Yine bu icadı yapan Fransızlar (A.B. de Roshas), tren ulaşımına geçmiş olmalarının yavaşlığı içinde, trenden uzak A.B.D.’nin otomobile açlığının yol açtığı üretim talebinin ve Ford’un geliştirdiği seri üretim sisteminin gerisinde kalırlar. 
Ekonomik durgunluk ve savaşlar nedeniyle Avrupa’nın üçte birinin (özellikle Püriten protestanların) göçüyle Boston’da oluşmuş olan süratli ticaret ve rekabet ortamı, burayı A.B.D.’nin ilk önemli ihracat limanı haline getirmiştir. 
1928 yılında, “yedi kız kardeş” diye anılan petrol şirketlerinin oluşturdukları kartelin benzin fiyatlarını artırması, otomobil üretimini çökertir; 1929 “büyük kriz”ini başlatır ve yükselişe geçmiş olan 8.odak’ın yolunu açar.

 8) New York (1929-1980) Elektriğin Zaferi (Elektrikli Makine):




Yaklaşık elli yıldır gelişmekte olan elektrik motoru (1889-Nicola Tesla-Avrupa) ve elektrikli ev araçları üretimlerinin patlaması New York’un öncü olmasını başlatır; seri üretim herkesin satın alabileceği bir ticareti hayata geçirir (1930’da Amerikan konutlarının %80‘inde elektrik vardır). 



Gelecek için Ders-9: TOPLUMSAL AÇIDAN ZORUNLU BİLE OLSA, BİR YENİLİĞİ GENELLEŞMESİNDEN AYIRAN SÜREÇ HER ZAMAN YARIM YÜZYIL ÇEVRESİNDE DOLAŞMAKTADIR.

Elektrikli araçların gelişmesi bir çok alanda çalışan insanların yerini almaya başlar ve işsizlerin sayısı artar. Bu yeni üretim sistemi Avrupa’ya geçerek rekabeti artırarak yayılır
Faşizmin yükseldiği dönemde sanayi üretiminde A.B.D., İngiltere ve Fransa’dan belirgin şekilde önde olan Almanya emek gücüne, hammadde, petrol ve toprağa her zamankinden daha fazla gereksinim duymakta ve Kafkasya’daki petrol kaynaklarına ulaşmak için savaşı kaçınılmaz olarak görmektedir. 2.Dünya Savaşı, A.B.D.’nin üretim ve teknolojiye hakim olmasının önünü açar.




Savaş sonrasında gelişen radyo ve taşınabilir müzik aletleri, gençlere ebeveynlerinden uzakta eğlenme ve cinsel özgürleşme şansı sağlar; bu bir devrimdir: Rock ve Caz, genç insanların tüketim, arzu ve başkaldırı evrenine girişlerinin haberini verir.





Gelecek için Ders-10: TEKNOLOJİ VE CİNSELLİK ARASINDAKİ BAĞ, TİCARİ DÜZENİN DİNAMİZMİNİ YAPILANDIRIR.

Tüketime yönelik kurumların (banka, sigorta, reklam, pazarlama) sayısı hızla artar ve 20 yıl (1954-73) içinde alınan krediler 5 katına çıkar.
Üstünlüğü korumak için askeri, gettolarla baş etmek için polisiye harcamalar çok yükselir; sermayenin verimliliği azalmaya başlar ve üretim öncülüğü yitirilir. Üretimde öncü duruma gelen Tokyo‘nun odak olması, dünya seçkinlerini kendisine çekememesi ve bireyciliği desteklememesi nedeniyle gerçekleşmez.
Kaliforniya’da yükselen yeni teknolojik dalga (Silikon Vadisi: Mikroçip), kitlesel otomatikleşmenin ve Los Angeles‘in önünü açar.

9) Los Angeles (1980-?) Kaliforniya Göçerkonarlığı (Mikroçip):


Yeni odak, Los Angeles ile San Fransisco arasında uzanan, 35 milyon kişinin yaşadığı, mikroçip, cep telefonu, bilgisayar, otomatizasyon, yazılım ve enformasyonun, yani göçerkonar nesne ve insanların merkezi  Kaliforniya’dır (bağımsız devlet olsaydı dünya ekonomisinin 6.ülkesi olacaktı). A.B.D.’deki bilim ve mühendislik alanında diploma sahibi olanların 2/3’ü Asya kökenli kişilerdir ve Asya odak olmaya yaklaşmaktadır.


SONUN BAŞLANGIÇLARI

9.odak’ın sonu şimdiden görülmektedir: çok daha az kişisel tasarruf yapılabilmekte (1980’de %10, 2006’da %0.2), ücretliler giderek daha fazla borçlanmakta, kredi borcunu ödeyemeyenler artmakta, eşitsizlikler derinleşmekte, ücretliler Avrupalıların yarısı kadar izin kullanırken yılda 6 hafta fazla çalışmakta, beş çocuktan biri yoksulluk sınırını altında yaşamakta, milyonlarca insan sigortasız yaşamakta ve üretimlerinin ana eksenini oluşturan internet ürünleri giderek daha fazla bedelsiz olarak mübadele edilmektedir.

Çelişkiler dünya ölçeğinde de giderek aşırı düzeylere varmaktadır: İnsanlığın yarısı yoksul ve günde 2 dolardan az gelirle hayatta kalmaya çalışmakta ve temiz içme suyuna, eğitime, krediye ve konuta ulaşamamaktadır. Kalkınma hızıyla dikkatleri çeken Çin‘in 500 büyük kentinin yarısında ne temiz içme suyu ne de kanalizasyon vardır ve Çinlilerin %90‘ının emeklilik geliri ve sağlık sigortası yoktur; Etiyopya’da %99.4 insan barakalarda yaşamaktadır; dünyada 200.000‘den çok gecekondu kenti vardır. 250 milyon çocuk (1/4’ü 10 yaşın altında) yasadışı olarak çalıştırılarak sömürülmekte, 10 milyonuna fahişelik-kölelik yaptırılmaktadır.
Kadınların durumu da çoğu yerde sefalet boyutundadır.

Halk hareketleri ve göçler hızlanmaktadır.
Dinsel düşmanlıklar, milliyetçi akımlar ve güvenlik harcamaları artmaktadır.

Yeni “odak”, sarsıntılar sonrasında ortaya çıkabilir; bu kısa tarih, geleceğin çerçevesini çizmeye ve olası felaketlere karşı alınabilecek önlemleri saptamaya yardım edecektir.

Ortada öylesine besbelli bir istikrarsızlık, öylesine aşırı bir karşılıklı bağımlılık var ki her başkaldırı, her yeni fikir, her türlü teknik gelişme, her bilimsel keşif DÜNYANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREBİLİR; sorunlar öylesine öngörülemezdir ki MÜMKÜN olan GELECEKLERİN SAYISI neredeyse SONSUZDUR.

Demokrasi ile piyasanın ortaya çıkmasından beri, GELİŞME TEK BİR YÖNDE İLERLEMEKTEDİR: Yüzyıldan yüzyıla, siyasi özgürlük yaygınlaşmakta, arzular ticari ifadelerin mecrasına sokulmakta, köylüler kentlere yönelmekte ve piyasa demokrasilerinin tamamı, geçici bir “odak” etrafında giderek daha genişleyen ve bütünleşen bir pazar halinde toplanmaktadır.

YAKIN GELECEKTE, iş bulmada ve iş yapmada rekabet çok daha sertleşecek, insanlar kendilerini sürekli yenilemek ve yer değiştirmek zorunda kalacak; orta sınıf yeniden proletarya  kırılganlığına ulaşacak ve örgütlenecek; daha iyi yaşama sanayisi başlıca sanayi haline gelecek; çalışma-tüketme-eğlenme arasında ayrım yapabilme zorlaşacak; tüketici borçlanmaları artacak; kent merkezlerinden uzaklaşarak yaşama zorunluluğu artacak; geçici eş ve yalnızlaşma konumları artacak; kentin tamamı internet alanı haline gelecek; kitaplar üç boyutlu görüntülerle anlatılacak-dinlenebilecek; müzik giderek daha fazla teselli aracı haline

gelecek; uzaktan üç boyutlu konuşulacak; hizmetçi robotlar yaygınlaşacak; başka kıtadan sağlık, eğitim ve eğlence hizmetleri alınabilecek; göçerkonarlık-heryerdelik-sanal cemaat halleri yaygınlaşacak; yaşlanma, zorunlu ve gönüllü göçler artacak (25 yılda 1 milyar insan); mega kentler artacak ve belirleyici hale gelecek; sürücüsüz ve kolektif mülkiyetli taşıtlar yaygınlaşacak;  çok ucuz ürünler üretilerek en yoksul kesimler de piyasa ekonomisine sokulacak ve tüm ticari sektörler koruma ve eğlendirme çevresinde örgütlenecektir. 
Bugün İngilizce konuşulan bir Amerikan sömürgesi olan “7.kıta: İnternet”, bir gün meydan okuyarak özerkliğine kavuşacaktır. 

BU HIZLA TÜKETMEMİZ HALİNDE 40 YIL SONRA, Avrupa ve Kuzey Amerika dışında ORMAN KALMAYACAKTIR; 2030’da bile bugünün 2 KATI KARBON SOLUNACAK olması ve buna paralel KÜRESEL ISINMA ve BUZULLARIN ERİMESİ insanlığı bekleyen EN BÜYÜK TEHLİKEDİR. Aynı sürede kişi başına düşen SU miktarı YARIYA inecektir. Dünyada 230 yıllık kömür, 70 yıllık doğalgaz ve 50 yıllık petrol rezervi kalmış bulunmaktadır.
Yakın gelecekte (2025), Washington siyasi başkent, New York finansal metropol olmayı sürdürürken, Kaliforniya da ülkenin kültürel-teknolojik-sınai merkezi, “odak” olmayı sürdürecek ve sonrasında belki de “odak” gerekliliği ortadan kalkacak ve ticaret “odak”sız işleyecektir.

İLK GELECEK DALGASI: HİPER-İMPARATORLUK

2025’lerde çok merkezli ticaretin sürdüğü, görece güçlü bir kaç devlet tarafından belli belirsiz eşgüdüm içerisinde tutulan ve efendisiz dünyanın yerini 2050‘lerde demokrasisiz bir piyasa alacaktır. Yeni teknolojilerin imkanlar sayesinde devletsiz bir piyasa çevresinde HİPER-İMPARATORLUK diye adlandırdığım şey başlayacak; kamu hizmetlerini, ardından demokrasiyi, sonra da devletleri ve hatta ulusları dağıtacaktır. Tüketim nesneleri yine göçerkonar nesnelerin uzantısı olacaktır; tıpkı kültürü (melezleşmiş), yaşam tarzı (geçici), değerleri (bireyci) ve ideali (narsisist) gibi.

Eğer SİGORTA ŞİRKETLERİ büyük şirketlerin kontrolünü ele geçirmeyi ve kendi normlarını devletlere dayatmayı başarırsa, eğer ÖZEL PARALI ASKERLER orduların yerini alırsa, eğer ŞİRKETLERİN BASTIĞI PARALAR başlıca dövizlerin yerini alırsa, o zaman hiper-imparatorluk zafere ulaşmış demektir.


FUTBOL, hiper-imparatorluğa özgü toplu yönetme biçiminin yarın nasıl olacağına, daha bugünden eksiksiz bir örnek oluşturmaktadır. Gerçekten de, hiçbir uluslararası merci, Uluslararası Futbol Federasyonu kadar güçlü değildir. Muazzam gelirleri kontrol etmekte, kaynakları kullanma biçimi denetlenememektedir. Zürih’ten ilan ettiği en küçük bir kural değişikliğine, dünyanın öteki ucundaki en küçük kulüp bile uymak zorundadır. Göçerkonar ve evrensel iş hukuku, burada ulusal hukukların çok ilerisindedir. Lozan’daki Uluslararası Olimpiyat Komitesi için de aynı şey geçerlidir. 

Hiper-imparatorluk, sonraları AŞIRI DENGESİZLİKLER ve BÜYÜK ÇELİŞKİLER içinde debelenen bir bir alem olacaktır. Şeffaflık EŞİTSİZLİKLERİ daha görünür ve daha hoşgörülmez kılarken, sigortacıların baskısı altındaki sınai işletmeler, bir yandan azami verimlilik isterken, gitgide daha az risk alacaklar, ücretliler de beyhude yere gelir paylarının azalmamasını talep edeceklerdir. Tüketiciler ve elbette seçmenler, fiyatların düşürülmesini isteyeceklerdir. Kısa vadeye, dolayımsıza, eğreti olana, sadakatsizliğe giderek daha fazla öncelik tanınması, araştırmaların finansmanını ve vergi tahsilatını gitgide zorlaştıracaktır. PARANIN ŞİDDETİNDEN SONRA, SİLAHLARINKİ GELECEKTİR. 

İKİNCİ GELECEK DALGASI: HİPER-ÇATIŞMA

Piyasa yaygınlaştığı, farklılıklar eşitlendiği, bireyler özgürleştiği zaman, HERKES HERKESİN RAKİBİ haline gelir. DEVLET ZAYIFLADIĞINDA, şiddeti sınırlama ve gemleme imkanı da ortadan kalkar. Yerel çatışmalar çoğalır, kimlik/özdeşlikler sertleşir, tutkular çarpışır, yaşamların değeri kalmaz. 

Bölgesel yeni güçler ve askeri ittifaklar ortaya çıkacaktır. Korsan ordular ve haydut orduları oluşacak ve kentlerin-ülkelerin kontrolünü ellerine geçirecek, birlikte yolculuk etmekten başkaca ortak yanları bulunmayan alt-göçerkonar kitleler tehditkar hale gelecek ve bu yapıların bazıları, devletlere, özellikle de demokrasilere karşı ittifaka girecektir. Bu tehdit ve saldırılar karşısında, uluslar giderek daha çok sayıda, yaşamlarını tehlikeye atabilecek asker ve polise ihtiyaç duyacak (şimdiden A.B.D. ordusunun %5‘i, vatandaşı olmayan göçmenlerden oluşmaktadır), paralı askerlik hizmeti veren işletmeler yaygınlaşacaktır (halen Afrika’da, hükumetlere ve işletmelere hizmet veren 100‘e yakın askeri şirket vardır). 

Bu düzeni daha en az 20 yıl daha yönetecek olan A.B.D.’ye karşı her yerde halkların öfkesi yükselecektir; bir “odağa”a duyulan nefret, odak gücünün doruğundayken değil, inişe geçmeye koyulduğu zaman zincirlerinden boşalır. A.B.D. ve ticari düzene karşı bir eleştirel koalisyon oluşacak, fakat bunların eleştirdikleri şeyin karşısına çıkaracakları bir önerileri olmayacaktır; yalnızca bazıları, teokrasiye dönülmesini önereceklerdir. Dinler arası gerginlikler artacak, çatışmalara öncülük edecektir.



Savaşlarda robotlar, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanılacak; gri jöle denilen ve bir toz zerresi boyutundaki nano-robotlar, kaçak denetim görevleri gerçekleştirecek ve düşmanların hücrelerine saldıracak, genetik silahlar bazı etnik gruplara yöneltilecektir. Bir hedefin saptanmasıyla tahribi arasında geçen süre hiç mertebesine inecektir (bu süre Körfez savaşında 3 gün, Irak savaşında 5 dakikaydı).


Bir yandan da piyasa demokrasileri (özellikle Avrupa) savaştan kaçınmak için, özgürlüğün alanını kendilerine düşman olabilecek kişilere de yaymayı deneyecek, Habermas‘ın düşünü kurduğu, o barışçı ve itaatkar, nükleer güçten arındırılmış ulus-sonrası devletleri yaratmaya çalışacaklardır.

Hiper-çatışmadan önce 4 tür çatışma patlak verecektir: Kıtlık (petrol ve su) savaşları , sınır savaşları (özellikle Orta-doğu ve Afrika), nüfuz savaşları (ticari), korsanlar ve yerleşikler arasındaki savaşlar. 

Hiper-çatışma sırasında her türlü silah hiç bir kural tanımaksızın kullanılacak ve TARİHİ YAZACAK HİÇ KİMSE KALMAYACAKTIR. En azından ben buna inanmak istiyorum ki, hiper-çatışmanın oluşturduğu tehdit karşısında, demokrasiler, korsanları ve diktatörlükleri yenmek üzere yapılabileceklerini son noktada yerine getirecek, DAHA ŞİMDİDEN İŞ BAŞINDA OLAN YENİ GÜÇLER, adil, dingin, birleşik ve kardeş bir dünya yaratmak üzere iktidarı ele geçirecektir. 

 

ÜÇÜNCÜ GELECEK DALGASI: HİPER-DEMOKRASİ

Bu bilgilerden AKILCI olarak çıkarsanabilecek şey şudur: İklim istikrara kavuşturulabilir; su ve enerji kaynakları çoğaltılabilir; aşırı şişmanlık ve sefalet yok edilebilir; şiddete başvurmamak mümkündür; herkes için refah gerçekçi bir olasılıktır; demokrasi evrensel hale getirilebilir; işletmeler ortak çıkara hizmet edebilir. Hatta tüm farklılıkları korumak ve daha başkalarını yaratmak da düşünülebilir.
İnsan, iyi haberler üzerinde asla hiçbir şey inşa etmemiştir; hiper-çatışmayı önlemeye de bu düşünceler yetmeyecektir. Fakat felaketler kapıdadır ve günün birinde, en derin biçimde uyumakta olanları uyandıracak kadar çoğalmaktadır. Felaketler, bir kez daha, değişimin en iyi avukatları olacaktır.

Ortaya çıkacak olan yeni uyumlu dünyada, hiper-demokrasi, piyasa ve demokrasinin gezegensel ölçekte birlikte yaşamasından ibaret olacaktır. Bunun başlıca aktörlüklerini ise İNSAN-AŞIRILAR ve İLİŞKİSEL İŞLETMELER yapacaktır. Yardım etme, anlama ve arkalarında daha iyi bir dünya bırakma kaygısına sahip insan-aşırılar, yerleşiklerin erdemlerini de (dikkat, konukseverlik, uzun vade duygusu) göçerkonarların erdemlerini de (dikbaşlılık, bellek ve sezgi) uygulamaya hazır olacaklardır. Kadınlar, erkeklerden daha kolayca insan-aşırı olacaklardır. İnsan-aşırılar, bedelsiz hizmetin, karşılıklı vermenin, kamusal hizmetin ve genel çıkarın ekonomisini kuracaklardır. Bu tarz çalışma sürecinde, vermekten sevinç duymayı, gülümsetmeyi, aktarmayı, rahatlatmayı ve teselli etmeyi öne çıkaran yeni bir tavır gelişmektedir; çalışmak, zorlamadan kurtarılmış bir zevk halindedir.


İLİŞKİSEL İŞLETMELER diye adlandırdığım yapı aslında bugün Sınır Tanımayan Doktorlar, Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Greenpeace gibi örgütlerde yaşatılmaktadır. Şimdiden bu örgütlerin üretimleri dünya gayrisafi hasılasının %10’unu oluşturmaktadır ve payları çok büyük bir gelişme göstermektedir. Gezegen yurttaşlarının bu örgütleri, her bireyin refahı için, temel ihtiyaçları (en önemlisi iyi zaman) ve herkesin refahı için ortak iyiyi (başlıca boyutu kolektif zeka) geliştirecektir.



Avrupa Birliği‘nde olduğu gibi, sınırlar ortadan kalkacak, kıtasal ölçekli parlamentolar ve hükumetler gelişecektir; Avrupa Birliği hiç şüphesiz Rusya ve Türkiye‘yi de içine alarak yeni bir yapı oluşturacaktır.
HİPER-DEMOKRASİ, AVRUPA’DA BAŞLAYACAKTIR.



TÜRKİYE, bu muhteşem ülke, Avrupa tarihinin tam ve asli üyesi olabilmesi için, demokrasisini geliştirmek, kadının ve azınlıkların konumunu yükseltmek, bürokratik yavaşlıkla ve eşitsizliklerle (%20 insan yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır) mücadele konusundaki çabalarını yoğunlaştırmak zorundadır.

Reklamlar
Categories: GELECEĞİN KISA TARİHİ, Jacques Attali | 1 Yorum

Yazı dolaşımı

One thought on “Jacques Attali, GELECEĞİN KISA TARİHİ

  1. Bugüne dek okuduğum en önemli ve en çok şey öğrendiğim kitaplardan biri.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: